T.C KASTAMONU ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TEMEL İSLAM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI KELAM VE İSLAM MEZHEPLERİ TARİHİ BİLİM DALI NUSAYRÎLİK VE NUSAYRÎLİĞİN TEŞEKKÜL SÜRECİNDE HAMDÂN EL-HASÎBÎ’NİN YERİ (YÜKSEK LİSANS TEZİ) Sunay YILDIRIM DANIŞMAN Prof. Dr. Mehmet ATALAN KASTAMONU-2018 T.C KASTAMONU ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TEMEL İSLAM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI KELAM VE İSLAM MEZHEPLERİ TARİHİ BİLİM DALI YÜKSEK LİSANS NUSAYRÎLİK VE NUSAYRÎLİĞİN TEŞEKKÜL SÜRECİNDE HAMDÂN EL-HASÎBÎ’NİN YERİ Sunay YILDIRIM Danışman Prof. Dr. Mehmet ATALAN Jüri Üyesi Prof. Dr. Cemil HAKYEMEZ Jüri Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mustafa AYKAÇ KASTAMONU-2018 i İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER ........................................................................................................... i ÖZET .......................................................................................................................... iii ABSTRACT ............................................................................................................... iv ÖNSÖZ ........................................................................................................................ v KISALTMALAR ...................................................................................................... vi GİRİŞ .......................................................................................................................... 1 1. METOT VE KAYNAKLAR ................................................................................. 1 1. 1. Metot ................................................................................................................ 1 1. 2. Kaynaklar ......................................................................................................... 4 BİRİNCİ BÖLÜM .................................................................................................... 10 NUSAYRİLİK .......................................................................................................... 10 1. 1. Etimolojik Olarak “Nusayrî” Kelimesi .......................................................... 10 1. 2. Nusayrîliğin Tarih Sahnesinde Yer Alması ve Gelişim Süreci ...................... 10 1. 3. Nusayrîliğin Alt Gruplara Ayrılması .............................................................. 36 1. 3. 1. Kamerîler ( Kilâziyye/Kıbliyye) ............................................................. 36 1. 3. 2. Haydarîler ( Şemsiye/Şimâliye) .............................................................. 37 1. 3. 3. Mütevâlîler (Mütâvire) ........................................................................... 37 1. 3. 4. Gıyâbîler ( Gaybîler/Gaybcılar) .............................................................. 38 1. 4. Nusayrîlikte Dini Pratikler ............................................................................. 40 1. 4. 1. Namaz ..................................................................................................... 41 1. 4. 2. Oruç ........................................................................................................ 43 1. 4. 3. Zekât ....................................................................................................... 44 1. 4. 4. İnançsal Mekânlar: Hac ve Ziyaretler ..................................................... 45 1. 5. Nusayrîlikte Din Âlimleri ve Mezhebe Giriş Törenleri ................................. 47 1. 5. 1. Din Âlimleri ............................................................................................ 47 1. 5. 2. Mezhebe Giriş Törenleri ......................................................................... 52 ii 1. 6. Nusayrîlikte Kadının Yeri .............................................................................. 55 1. 7. Nusayrîliğin Günümüzdeki Durumu .............................................................. 58 İKİNCİ BÖLÜM ...................................................................................................... 62 NUSAYRÎLİĞİN TEŞEKKÜL SÜRECİNDE HAMDÂN EL-HASÎBÎ’NİN YERİ .......................................................................................................................... 62 2. 1. Hamdân el-Hasîbî’nin Yaşadığı Döneme Genel Bir Bakış ............................ 62 2. 1. 1. Hicrî Üçüncü ve Dördüncü Asrın Siyasî ve Sosyo-Kültürel Yapısı ....... 62 2. 2. Hamdân el-Hasîbî’nin Hayatı ......................................................................... 84 2. 2. 1. Doğumu, Ailesi, Yetişmesi ve Vefatı ..................................................... 84 2. 2. 2. Hamdân el-Hasîbî’nin Ebû Muhammed Abdullah B. Muhammed el- Cunbulânî el-Cennân İle İlişkisi ve Nusayrî İnancını Kabullenmesi ................. 89 2. 3. Hamdân el-Hasîbî’nin Nusayrîliğin Teşekkül Sürecindeki Rolü ................... 91 2. 3. 1. Hamdân el-Hasîbî’nin Nusayrîliğin Sistematik Teolojisine Katkıları .... 96 2. 3. 2. Hamdân el-Hasîbî’nin Nusayrîliğin Yazılı Edebiyatına Katkıları ....... 116 2. 3. 3. Hamdân el-Hasîbî’nin Nusayrîliğin Toplumsal Tabanının Oluşmasına Katkıları ............................................................................................................ 125 SONUÇ .................................................................................................................... 138 KAYNAKÇA .......................................................................................................... 141 ÖZGEÇMİŞ ............................................................................................................ 152 iii ÖZET Yüksek Lisans Tezi NUSAYRÎLİK VE NUSAYRÎLİĞİN TEŞEKKÜL SÜRECİNDE HAMDÂN EL- HASÎBÎ’NİN YERİ Sunay YILDIRIM Kastamonu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı Kelam ve İslam Mezhepleri Tarihi Bilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Mehmet ATALAN Nusayrîlik, IX. yüzyılda Ebû Şuayb Muhammed b. Nusayr en-Nemiri’ (ö.270/883) tarafından tesis edilen aşırı ve Bâtınî eğilimleri olan bir Şiî kökenli fırkadır. Tarihi süreçte dışa kapalı bir hareket olması hasebiyle fırkaya ait birçok unsur “Sır” olarak addedildiği için Nusayrîlikle ilgili bilgilere ulaşılmakta zorlanılmıştır. Bununla bera- ber son zamanlardaki siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda yaşanan birtakım gelişmeler neticesinde bazı belgelere ve bulgulara ulaşıla bilinmiştir. Bu çalışmanın amacı bir İslam mezhebi olarak Suriye, Türkiye ve Lübnan’da varlı- ğını devam ettirmekte olan Nusayrîlerin tarihi, teşekkül süreci, günümüzde yaşadık- ları bölgeler, temel inançları, din âlimleri ve mezhebe giriş törenleriyle kendine özgü bir nitelik taşıyan Nusayrîleri çeşitli yönleriyle incelemek ve Nusayrîliğin teşekkül sürecinde Hamdân el-Hâsibî’(ö.346-358/957-969)’nin yeri ve önemi hakkında bilgi vermektir. Nusayrîlik hakkında yapılan çalışmalar incelendiğinde bu alanda Müslüman araştır- macılar tarafından yapılan çalışmaların yabancılar tarafından yapılan çalışmalara nispeten az olduğu görülmüştür. Bununla birlikte Nusayrîlikte sözlü kültürün önemi göz önünde bulundurularak Nusayrîlerle ilgili sözlü kültür kaynaklarına da başvura- rak konunun daha iyi analiz edilmesi amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Nusayrîlik, Nusayrîler, Arap Alevileri, Hamdân el-Hasîbî 2018, Sayfa sayısı Bilim Kodu:…. iv ABSTRACT M.Sc. Thesis Nusayriya and Hamdan El-Hasibi's Place in the Process of Nusayriya’s Formation Sunay YILDIRIM Kastamonu University Social Sciences Institute Department of Basic Islamic Sciences History of Kalam and Islamic Sects Academic Adviser: Prof. Dr. Mehmet ATALAN Nusayriya is a Shiite-rooted sect with extreme and esoteric tendencies established by Abu Shuaq Muhammad b.Nusayrn-Nemiri in the Xth century (p. 270/883). Many elements belonging to this sect have been regarded as "Secret" so that’s why it be- came difficult to reach to the information about Nusayriya. However, some docu- ments and findings became reachable with the recent developments in political, so- cial, economic and cultural fields. The aim of this study is to analyze from various aspects and give information about distinctive characteristic of Nusayriya with its history, formation process, which re- gions its believers are living nowadays, basic beliefs, religious scholars and ceremo- nies for entrance to the group which is an Islamic sect and maintains its presence in Syria, Turkey and Lebanon and also research the place and importance of Hamdan al-Hasibi '(p. 346-358 / 957-969) during the formation process of Nusayriya. When studies on Nusayriya are examined, it is seen that the work done by Muslim researchers in this area is relatively small compared to the work done by others. However, since oral cultural resources are limited in the studies conducted in consid- eration of the importance of oral culture in Nusayriya, our study aimed to apply the oral cultural resources related to Nusayriya to analyze it better. Keywords: Nusayriya, Nusayris, Arab Alevis, Hamdan al-Hasibi v ÖNSÖZ Nusayrîlik, IX. yüzyılda Ebû Şuayb Muhammed b. Nusayr en-Nemiri (ö.270/883) tarafından tesis edilen aşırı ve Bâtınî eğilimleri olan bir Şiî kökenli fırkalardan biri- dir. Nusayrîliğin yapısını ve tarihsel süreçte geçirmiş olduğu aşamaları, fırkanın te- şekkül sürecinde rol oynayan şahısları, yazılı edebiyatı ve toplumsal yapısını öğrene bilmek için kırılma noktalarının tespit edilebilmesi son derece önemlidir. Bu alanda birçok çalışma yapılmıştır. Gerek yabancılar tarafından yapılmış çalışmalar gerekse ülkemizde yapılan çalışmalarda da Nusayrîlik ve Nusayrîliğin teşekkül süreci belli bir açıdan incelenmiştir. Nusayrîlik ile ilgili yapılan çalışmalarda fırkanın yazılı kaynaklarına ulaşmadaki zor- luk, fırkanın dışa kapalı bir kimliğe zamanla bürünmesi, fırka ile ilgili her şeyin ‘sır’ olarak addedilip saklanılması çalışmayı kısıtlayıcı unsurlar olmuştur. Bununla birlik- te Nusayrîlikte sözlü kültürün önemi ihmal edilmeyerek bu alanda yapılan ve Nusay- rîli müelliflerce kaleme alınan eserlerden istifade yoluna gidilerek objektif bir değer- lendirme yapılmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda hem Nusayrî kaynakları hem de Nu- sayrî olmayan kaynaklar titizlikle incelenmiştir. Bu çerçevede Nusayrîlik ve Nusayrî- liğin teşekkül sürecinde Hamdân el-Hâsibî’nin rolü incelenmiştir. “Nusayrîlik ve Nusayrîliğin Teşekkül Sürecinde Hamdân el-Hasîbî’nin Yeri”ni ça- lışmam için beni teşvik eden, gerek yöntem gerekse konunun sınırlılıklarını aşmamda desteklerini esirgemeyen danışmanım Prof. Dr. Mehmet ATALAN’a, tezi baştan sona okuma zahmetine katlanarak, gerekli tashihlerin yapılmasına yardımcı olan Arş. Gör. Yusuf KOÇAK Bey olmak üzere çalışmada emeği geçen diğer hocalarıma ve arkadaşlarıma teşekkürü bir borç bilirim. Sunay YILDIRIM Kastamonu, …, 2018 vi KISALTMALAR AÜİFD. : Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi AÜSBE. : Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü b. : Bin, İbn bkz. : Bakınız C. : Cilt çev., : Çeviren DEÜİFD. : Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi DİA. : Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi DİB. : Diyanet İşleri Başkanlığı ed. : Editör haz. : Hazırlayan İFAV. : M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları MEBİA. : Milli Eğitim Bakanlığı İslam Ansiklopedisi nşr. : Neşretme OMÜİFD. : Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Sa. : Sayı SDÜ. : Süleyman Demirel Üniversitesi TBBD. : Tarih Bilincinde Buluşanlar Derneği TDV. : Türkiye Diyanet Vakfı TETTV. : Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı TTK. : Türk Tarih Kurumu TYEKB : Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı vb. : Ve bunlar gibi y.y. : Yayımcı yok yy. : Yüzyıl 1 GİRİŞ 1. METOT VE KAYNAKLAR 1. 1. Metot Nusayrîlik, Suriye, Türkiye ve Lübnan’da varlığını devam ettirmekte olan bir düşün- ce ekolüdür. Bununla birlikte diğer İslâm coğrafyalarında bu bölgelerdeki kadar top- lumsal destek bulamadığı görülmektedir. “Nusayrîlik ve Nusayrîliğin Teşekkül Süre- cinde Hamdân el-Hasîbî’nin Yeri” isimli çalışmamızda, başlangıçta takip edilecek metot, kaynak incelemesi yapılarak; birinci bölümde Nusayrîlerin tarihi, teşekkül süreci, günümüzde yaşadıkları bölgeler, temel inançları, din âlimleri ve mezhebe giriş törenleriyle kendine özgü bir nitelik taşıyan Nusayrîleri çeşitli yönleriyle ince- lendikten sonra; ikinci bölümde, Nusayrîliğin teşekkül sürecinde Hamdân el- Hâsibî’(ö.346-358/957-969)’nin yeri üzerinde durulacak ve bu kapsamda hayatı, eserleri, ilmi kişiliği tahlil edilecektir. İslâm Mezhepleri Tarihi, İslâm toplumunda ortaya çıkan farklı siyasi ve Îtikadî amaçlar doğrultusunda meydana gelen gruplaşmaların tarihi gelişim sürecini fikir, hadise, zaman, yer bağlantısı kurarak tetkik eden bilim dalıdır. Bir sosyal bilim dalı olarak İslâm Mezhepleri Tarihinin esas amacı kapsama alanına giren bu beşeri ve toplumsal hareketleri bilimsel metotlarla araştırmak ve bu doğrultuda bilimsel bilgi- ler elde etmektir 1 Klasik dönem Mezhepler Tarihi eserleri incelendiğinde kaleme alınan eserlerde mezheplerin tarih sahnesine çıkışı, geçirdiği süreçler ve bu süreçte fırkaların Îtikadî, siyasî ve fıkhi vb. durumlarıyla ilişkilendirmeleri açısından ve ara- daki bağlantıyı açıklama hususunda son derece sınırlı olduğu gözükmektedir. Zira kaleme alınan bu eserlerde fırkalar ya bir şahısla ya da bu şahsın görüşleri temel alı- narak başlatılmış ardından da şahsın görüşlerinin analizine geçilmiştir. Bu dönemde kaleme alınan eserlerin bir başka özelliği de incelenen mezhebin vaziyeti hakkında 1 Ethem Ruhi Fığlalı, İtikâdî İslâm Mezheplerine Giriş, İzmir İlâhiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İzmir 2007, s. 12. 2 insanları bilgilendirmek ya da ele alınan mezhebin görüşlerini çürütmek için kaleme alınmış olmaları gelmektedir. Klasik dönem kaynaklarında mezhepler ele alınırken sadece mezheplerin adedi üzerine değil aynı zamanda tasnifi üzerinde de ağırlıklı olarak durulduğu yine göze çarpan başka bir husustur (el-fırkatu’n-nâciye). 2 Klasik dönem mezhepler tarihi kaynaklarında mevcut olan özelliklerden dolayı bu eserlerde fırka önderleri ya da kurucuları analiz edilirken farklı değerlendirmelere tabi tutulduğu görülmektedir. Mezhep mensupları tarafından kaleme alınan eserlerde bu kişiler için methiyeler düzülürken mezhep muhalifleri tarafından kaleme alınan eserlerde ise bu kişilerin yerildiği görülmektedir. Mezhepler tarihi kaynaklarında karşılaşılan bir başka problem ise mezheplerde öne çıkan şahsiyetler hakkında yapı- lan değerlendirmelerde objektiflikten uzak, tamamen sübjektif bir yaklaşım sergi- lenmesi ve bu tutumun çalışmanın tamamında hâkim olmasıdır. 3 Mezhepler Tarihi alanında yapılan çalışmalarda karşılaşılan en ciddi problemlerden biri bu yaklaşım olduğundan dolayı yapılan çalışmada, kaynaklar analiz edilirken eleştirel analitik bir yöntem sergilenerek kaynakların sahihliği hususunda objektif bir değerlendirme ya- pılmaya çalışılmıştır. 4 Toplumsal hareketler zaman içerisinde olgunlaşarak ortaya çıkar. Bu hareketlerin ortaya çıkmasında siyasî, sosyal, ekonomik, teknik, ahlâki, kültürel vb. sebeplerin rol oynadığı görülmektedir. Bu gibi etkenler bir günde, ayda veya yılda gerçekleşmeyip belli aşamalardan ve beli bir sürecin neticesinde gerçekleşmektedir. 5 İslami hareket mensuplarının da çoğunlukla karşılaştıkları problemlere çare ararken kendilerinin haklı olduğunu kanıtlamak, kendilerine toplumda yer edinmek ve toplum nezdinde sempati kazanmak için fikirlerini dini zeminde meşrulaştırma yoluna başvurdukları görülmektedir. 6 Nusayrîlik ve Nusayrîliğin teşekkül sürecinde Hamdân el-Hasîbî’nin 2 Yusuf Ziya. Yörükân, Ebu'l-Feth Şehristânî, “Milel ve Nihal” Üzerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme ve Mezheplerin Tetkikinde Usûl, (haz. Murat Memiş) , Kültür. Bakanlığı Yayınları, Anakara 2002, s. 124.; Ethem Ruhi Fığlalı, “İslam Mezhepleri Tarihi Araştırmalarında Karşılaşılan Bazı Problemler”, Uluslararası Birinci İslam Araştırmaları Sempozyumu (Tebliğ ve Müzakereler), İzmir 1985, s. 369-377. 3 Ayrıntılı bilgi için bkz., Sönmez Kutlu, “İslam Mezhepleri Tarihinde Usul Sorunu”, İslami İlimlerde Metodo- loji / Usûl Mes’elesi, Ensar Neşriyat, İstanbul 2005, s. 391-440. 4 Yusuf Ziya. Yörükân, Ebu'l-Feth Şehristânî, “Milel ve Nihal” Üzerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme ve Mezheplerin Tetkikinde Usûl, (haz. Murat Memiş) , Kültür. Bakanlığı Yayınları, Anakara 2002, s. 203-206. 5 Gaston Bouthoul, Zihniyetler, (çev., Selmin Evrim), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstan- bul 1975, s. 25-38. 6 M.Saffet Sarıkaya, “Avrupa Birliğine Giriş Sürecinde İslâm Mezhepleri Tarihi Eğitimi”, SDÜ. İlahiyat Fakül- tesi Dergisi, Sa: 7, Isparta 2000, s. 74. 3 yeri incelenirken bu fikirlerin şekillenme sürecinde dini, siyasi, sosyo-kültürel vb. etkilerin rolünü açıklaya bilmek için “fikir-hadise-mekân İrtibatı ” ilkesi çerçevesin- de hareket edilecektir. 7 Bu sayede Nusayrîlik ve Nusayrîliğin teşekkül sürecinde Hamdân el-Hasîbî’nin yeri, fikirleri, mezhebin yayılmasındaki rolü tespit edilmeye çalışılacaktır. Klasik dönem kaynakları incelendiğinde ilk dönem müelliflerinin çalışmalarında kendi ideolojilerinin izlerine rastlanılmaktadır. Bunun sonucunda ilk dönem müellif- leri tarafından objektif bir tarih yazıcılığının gerçekleştirilemediği görülmektedir. Günümüz müelliflerinin çalışmalarında mümkün mertebe olay ve olgular objektif bir şekilde ele almaları ve tarafsız bir anlayışla betimlemelerine ihtiyaç duyulmaktadır. Çalışmamızda Kur’an ve Sahih Sünnetle çelişmemek koşuluyla ileri sürülen görüşler uç noktalarda bile olsa bütüncül bir yaklaşım sergilenerek objektif bir değerlendiril- me yapılabilmek için şahsi inançlar ve düşünceler askıya alınarak çalışma yürütül- müştür. Ele alınan görüşler “mezhepler üstü tutum” 8 ile ortaya konulmaya çalışılmış- tır. İslâm Mezhepleri Tarihi’nin araştırma alanı sadece geçmişte ortaya çıkmış olan siya- sî, Îtikadî ve fıkhî hareketler olmayıp çağımızda ortaya çıkan mezhepler, akımlar, dini cemaatler ve hareketleri de kapsamaktadır. Bu hareketlerin ne zaman ortaya çık- tığı, nasıl bir gelişim süreci geçirdiği, nüfusları, yayıldıkları coğrafyayı vb. hususları tespit edilmelidir. Bu hususlardan dolayı Mezhepler Tarihi araştırmalarında tek bir yöntem kullanarak bu sorulara çözüm bulmak ve objektif bir analiz yapabilmek çok zordur. Bu analizin sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için birden fazla yöntem ve başta Tarih, Antropoloji, Etnoloji, Sosyoloji, Folklor olma üzere birçok disiplinle işbirliği çerçevesinde ele alınması gerekmektedir. 9 Bunun neticesinde Nusayrîlik ve Nusayrîliğin teşekkül sürecinde Hamdân el-Hasîbî’nin yeri incelenirken farklı yön- temlerle ve disiplinler arası İşbirliği çerçevesinde hareket edilerek Tarih, Sosyoloji, Psikoloji ve Etnoloji başta olmak üzere diğer disiplinlerin yöntemlerinden de istifade yoluna başvurulmuş sağlıklı bir analiz yapılmaya çalışılmıştır. 7 Hasan Onat, Emevîler Dönemi Şiî Hareketleri ve Günümüz Şiîliği, Endülüs Yayınları, İstanbul 2016, s. 12- 14.; Sönmez Kutlu, İslam Düşüncesinde İlk Gelenekçiler, Kitabiyat Yayınları, 2. bs., Ankara 2002, s. 14. 8 Sönmez Kutlu, “İslam Mezhepleri Tarihinde Usul Sorunu”, İslami İlimlerde Metodoloji / Usûl Mes’elesi, Ensar Neşriyat, İstanbul 2005, s. 438. 9 Yusuf Ziya. Yörükân, Ebu'l-Feth Şehristânî, “Milel ve Nihal” Üzerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme ve Mezheplerin Tetkikinde Usûl, (haz. Murat Memiş) , Kültür. Bakanlığı Yayınları, Anakara 2002, s. 207-216. 4 Nusayrîlik ve Nusayrîliğin teşekkül sürecinde Hamdân el-Hasîbî’nin yeri incelenir- ken dönemin siyasî ve dini şartları başta olmak üzere hem Nusayrîlik hem de Hamdân el-Hasîbî’nin Nusayrîliğin teşekkül sürecinde ki yeri analiz edilirken bu süreci fikri olarak etkileyen unsurlar göz önünde bulundurulmuştur. Nusayrîlik mez- hebine mensup olanların dini görüşlerinin şekillenmesine etki eden unsurlara yer verilecek ve Hamdân el-Hasîbî’nin hayatı doğumundan itibaren ele alınarak, yetiştiği dönemin sosya-kültürel yapısı dikkate alınarak kendisine tesir eden fikri, dini ve si- yasi ilişkiler incelenecektir. Hamdân el-Hasîbî’nin, Nusayrîliğin kurumsallaşmasında ve mezhebin düşünceleri- nin sistemleştirilmesindeki rolü analiz edilecek ve mezhebin sistemleştirilmesindeki rolü “Şahıslar Üzerine Derinleşme” 10 yönteminden istifade edilerek açıklanmaya çalışılacaktır. Şahıslar üzerinde derinleşme yönteminden istifade edilirken amaç sa- dece şahsın kendisi değil etrafında bulunan diğer kişiler, gruplar ve yaşadığı dönemin olayları ile olan teması hakkında da bilgi verilmeye çalışılacaktır. Şunu unutmamak gerekir ki aynı sosyal, ekonomik, siyasi ve dini ortamı paylaşan insanlar arasında bile hayat görüşleri arasında farklılıkların bulunduğu müşahede edilebilmektedir. Bundan dolayı da kişilerin dini algılayışları ve yaşayışları paralel olmayıp değişmektedir. Bu değişim toplumsal yapıyla birleşince yeni bir hüviyete büründüğü göz önüne alındı- ğında İslâm düşünce akımları olarak nitelendirilen mezheplerin dini söylemlerinin altında yatan gizil söylemlerin ortaya konulmasında zihniyet çözümleyici bir yakla- şım sergilemek önemli katkı sağlayacaktır. 11 1. 2. Kaynaklar İslam düşüncesinin teşekkül dönemi olarak vasıflandırılan ilk üç asırdan sonra tarih sahnesine çıkan mezheplerle birlikte bu mezheplere mensup şahıslar tarafından ka- leme alınan eserler nispeten küçük hacimli eserler olarak kabul edildiklerinden dola- yı “makâlât” olarak adlandırılmaktadırlar. Kaleme alınan bu eserler incelendiğinde küçük hacimli olmalarının yanı sıra savaşlar, yangınlar, istilalar, dönemin siyasi oto- ritesinin baskısı vb. sebeplere binaen günümüze kadar bu eserlerin ulaşamadığı gö- 10 Sönmez Kutlu, “İslam Mezhepleri Tarihinde Usul Sorunu”, İslami İlimlerde Metodoloji / Usûl Mes’elesi, Ensar Neşriyat, İstanbul 2005, s. 437. 11 Sönmez Kutlu, Tarihsel Din Söylemleri Üzerine Zihniyet Çözümlemeleri, Otto Yayınları, Ankara, 2012, s. 13-14. 5 rülmektedir. 12 Bu dönemden sonra kaleme alınan eserlerde ise mezheplerin teşekkül sürecinin nispeten daha sistematik olarak ele alındığı görülmektedir. Bununla birlikte bu dönemde kaleme alınan eserlerde daha çok mezhep mensuplarının kendi düşünce- leri doğrultusunda olayları aktardıkları ve objektiflikten uzak sübjektif değerlendir- meler yaptıkları görülmektedir. 13 Bundan dolayı Nusayrîlik ve Nusayrîliğin teşekkül sürecinde Hamdân el-Hasîbî’nin yeri hakkında doğru bir analiz yapabilmek için hem Nusayrî kaynaklarına hem de Nusayrîlik hakkında bilgi veren Sünni ve Şiî kaynak- lardan istifade edilmeye çalışılmıştır. Kapalı bir toplum olarak tarih sahnesinde yer alan Nusayrîlikle ilgili bilgilerin klasik dönemde yapılan ve yeni dönemde yapılan çalışmalarla birlikte modern dönemde yapılan çalışmalarda da yer aldığı görülmektedir. Klasik dönem Mezhepler Tarihi eserlerinde Nusayrîlikle ilgili bilgilerin yok denecek kadar az olması Nusayrî tarihini, liderlerini, dinsel öğretilerini incelemek hususunda ciddi anlamda sınırlı bilgilerin mevcut bulunmasından dolayı objektif bir değerlendirme yapmayı sınırlandırmakta- dır. Nusayrî liderlerinin hem sünnî çevrelerce hem de Şiî çevrelerce kabul edilmeme- si neticesinde gördükleri ağır baskı karşısında kendilerini korumak için takiyeye baş- vurmaları bu dönemde ele alınan eserlerdeki bilgilerin sınırlı olmasının kaynağı ola- rak görülmektedir. İlk dönemde Nusayrîlerin gördükleri baskı karşısında hacimli bir literatür oluştura- madıkları görülmektedir. Bu dönemde Nusayrîlerin mezhepsel görüşlerini yazılı ol- maktan ziyade sözlü olarak yaymayı tercih etmelerinden dolayı yazılı olarak kaleme alınana eserlerin sayısının ciddi anlamda az olmasına neden olmuştur. Bundan dola- yı cemaatin en sadık üyeleri dışında kimsenin sahip olmadığı küçük sayıda eserler sadece kaleme alınmış ve büyük bir titizlikle bu eserler muhafaza edilmiştir. Nusayrîlerin yazılı edebiyatı incelendiğinde yapılan ilk çalışmaların tamamına yakı- nının fırkanın ikinci kurucusu olarak kabul edilen Hamdân el-Hasîbî tarafından ger- çekleştirildiği görülmektedir. Hamdân el-Hasîbî tarafından kaleme alınan eserlerin ise içe dönük olarak gerçekleştirildiği ve geniş hacimli olmayan küçük risaleler, di- 12 Sönmez Kutlu, Türklerin İslamlaşma Süresinde Mürcie ve Tesirleri, TDV. Yayınları, Ankara 2010, s. 1. 13 Mehmet Atalan, Türk Kültüründe Muhammed b. el-Hanefi Cenknâmeleri, TBBD. Yayınları, İstanbul 2011, s. 20. 6 vanlar şeklinde meydana getirildiği görülmektedir. 14 Nusayrî tarihi, gelişimi ve din- sel öğretileri hususunda kaynaklarda yer alan bilgilerin tamamına yakının Nusayrî- lerden ziyade kendilerine muhalif olan unsurlar tarafından kaleme alındığı için ob- jektif bir değerlendirme yapmak mümkün görünememektedir. Nusayrîliğin dışa kapalı olan sır bir oluşum olması hasebiyle XIX. yy’dan sonra ele geçirilen bazı dini metinler sayesine ancak Nusayrîlerin inanç ve ibadetleri hakkında birtakım bilgilere ulaşılmıştır. Bu bilgilerin elde edilmesi ise önce Nusayrî olan daha sonra din değiştirerek Hristiyanlığı benimseyen Adanalı Süleyman Efendi tarafından kaleme alınan el-Bâkûretü’s-Süleymaniyye isimli eser sayesinde gerçekleştirilmiştir. Zira Süleyman Efendi eserinde Nusayrîlerin temel başvuru kaynağı olarak kabul et- tikleri Kitâbü’l- Mecmû‘’ya eserinde yer vermiştir. 15 Hamdân el-Hasîbî Nusayrî mezhebinin ikinci kurucusu olarak kabul edilmektedir. Gerek yaptığı çalışmalar gerekse kaleme aldığı eserlerle Nusayrî akaidinin sistemleş- tirilmesini sağlayarak mezhepte iz bıraktığı görülmektedir. Hamdân el-Hasîbî’nin dini görüşlerinin tespiti hususunda temel kaynak şüphesiz müellif tarafından kaleme alınan eserlerdir. Kaynaklarda Hamdân el-Hasîbî’ye ait olduğu iddia edilen eserlerin sayısının oldukça fazladır. Bununla birlikte kendisine ait olduğu kesinleşmiş ya da içeriği ile ön plana çıkmış olan Kitâbü’l- Mecmû‘ ve el- Hidâyetü’l-Kübrâ eserleri kendisinin dini görüşlerini tespit etmede son derece mühim bir yere sahiptir. Çalış- mamızın ikinci bölümünde Hamdân el-Hasîbî’ye ait eserleri ayrıntılı olarak değer- lendireceğiz. Çalışmamızın merkezinde Kitâbü’l- Mecmû‘ bulunmaktadır. Kitâbü’l- Mecmû‘’nun günümüze ulaşması ona kilit bir rol vermekte ve Hamdân el-Hasîbî’nin dini görüşle- rini objektif bir şekilde analiz edilmesinde bize veri sağlamaktadır. Bu açıdan eserin hangi konulara temas ettiği, neleri ön plana çıkarıp neleri göz ardı ettiğine yönelik olarak sır metin incelenerek Hasîbî’nin dini görüşleri incelenmiştir. 14 Muhsin Emîn el-Âmili, A’yânu’ş-şîa, el-İtkân Yayınevi, C: IV, Dımaşk 1947, s.345.; Haşim Osman, el- Aleviyyûn beyne’l- ustura ve’l- hakîka, Al Alami Library, Beyrut 1994, s. 173-174.; Abdurrahman Bedevî, Mezâhibü’l-İslâmiyyîn, Dârü'l-İlm li'l-Melayin, Beyrut 1997, s. 1173-1174. 15 Mustafa Öz, “el-Bâkûretü’s-Süleymaniyye”, DİA., TDV., C: IV, İstanbul 1991, s. 548-550. 7 Nusayrîlerin sözlü kültüre verdiği öneme binaen sözlü tarihe dayalı kaynaklardan ve bu konuda yapılan saha çalışmalarından da yararlanmaya çalışılmıştır. Sözlü tarihe dayalı olarak yazılan ve Nusayri müellifi olması bakımından Muhammed Emin Galib et-Tavil’inin, ‘Arap Alevilerinin Tarihi Nusayriler’, 16 adlı eseri mezhebin tarihi süre- ci incelenirken sıkça başvurulan temel kaynak eserler arasında yer almaktadır. Bu- nunla birlikte önemli Nusayrî âlimlerinden olan Haşim Osman’ın, ‘el-Aleviyyûn bey- ne’l- ustura ve’l- hakîka’, adlı eseri de istifade ettiğimiz kaynaklar arasında gelmek- tedir. 17 Kaynaklarda Nusayrîlik hakkında yapılan çalışmalar incelendiğinde temel sorunun Nusayrî olan kaynaklar ile Nusayrî olmayan kaynaklar arasında yer alan bilgi farklı- lığından kaynakladığı vurgulanarak sözlü tarih kaynaklarına yer verilmesinin gerekli- liği belirtilmektedir. 18 Yapılan çalışmada sadece sözlü tarihe dayalı olarak fırka hak- kında objektif bir çalışmanın yapılamayacağı göz önünde bulundurmakla birlikte Nusayrîlik hakkında yapılan saha çalışmalarından da istifade edilmeye özen göste- rilmiştir. Nusayrîliğin etnik ve dini kökenli bir mezhep olması dolayısıyla başvurulan temel kaynaklar arasında Tarih, Milel-Nihal, Sosyoloji, Edebiyat kitapları ön plana çık- maktadır. Bu kaynaklar ele alınırken sadece Sünni ve Şiî kaynaklara başvurulmamış aynı zamanda Nusayrî kaynaklarına da başvurulmuştur. Başvurulan ilk kaynaklar arasında Kummî/Nenbahtî’nin ‘Kitâbu’l-Makâlât ve’l-Firaku’ş-Şî’a’sı, 19 Abdülkadir el- Bağdadî’nin, ‘Mezhepler Arasındaki Farklar’ı, 20 Ebû’l-Hasen el-Eş’ârî’nin, ‘Makalatü’l- İslâmîyyîn ve İhtilâfü’l-Musallîn’i, 21 Şehristânî’nin, ‘el-Milel ve’n- Nihal’i, 22 Haşim Osman’ın, ‘el-Aleviyyûn beyne’l- ustura ve’l- hakîka’, 23 adlı eseri 16 Muhammed Emin Galib et-Tavil, Arap Alevilerinin Tarihi Nusayriler, (çev., İsmail Özdemir), Çivi Yazıları, İstanbul 2000. 17 Haşim Osman, el-Aleviyyûn beyne’l- ustura ve’l- hakîka, Al Alami Library, Beyrut 1994. 18 Ergin Sertel, Dini ve Etnik Kimlikleriyle Nusayrîler, Ütopya Yayınları, Ankara 2005, s. 8-17. 19 Kummî / Nevbahtî, Şi’î Fırkalar: Kitâbu’l-Makâlât ve’l-Firaku’ş-Şî’a, (çev., Hasan Onat- Sabri Hizmetli- Sönmez Kutlu- Ramazan Şimşek), Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2004. 20 Abdülkadir el – Bağdadî, Mezhepler Arasındaki Farklar, (çev., Ethem Ruhi Fığlalı), TDV, Ankara 2001. 21 Ebû’l-Hasen el-Eş’ârî, Makalatü’l-İslâmîyyîn ve İhtilâfü’l-Musallîn, (çev., Mehmet Dalkılıç– Ömer Aydın), Kabalcı Yayınevi, İstanbul 2005. 22 Şehristânî, “el-Milel ve’n-Nihal”, (Mukaddimeler). (çev., Abdurrahman Küçük– Mustafa Erdem– Adem Akın), AÜİFD, C: XXX, Sa: 1, Ankara 1988. 23 Haşim Osman, el-Aleviyyûn beyne’l- ustura ve’l- hakîka, Al Alami Library, Beyrut 1994. 8 ile Muhammed Emin Galib et-Tavil’inin, ‘Arap Alevilerinin Tarihi Nusayriler’, 24 isimli eseri de yer almaktadır. Nusayrîler hakkında bilgi veren kaynaklar incelendiğinde yukarıda zikredilen kay- naklarla beraber daha çok yabancı kaynaklarda bilgilerin mevcut olduğu görülmekte- dir. Bu kaynakları bir arada toplaması hasebiyle özellikle Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi’nin 54. Sayısından istifade edilmeye çalışılmıştır. Zira dergi de Nusayrîlik hakkında hem İslâm dünyasında yapılan çalışmalar hem de çağ- daş batıda Nusayrîlik hakkında yapılan çalışmalar olmak üzere başta Osmanlı, Al- man, Fransız, İngiliz, Amerikan arşivleri incelenerek bir araya getirilmiştir. Nusayrîlikle ilgili olarak yapılan çalışmaların ağırlıklı olarak yabancılar tarafından gerçekleştirilmesinden dolayı hem yabancı müellifler tarafından kaleme alınan eser- lerden istifade edilmeye çalışılmış hem de Müslüman müellifler tarafından yapılan çalışmalardan da yararlanılmaya çalışılmıştır. İstifade edilen bu çalışmalar arasında René Dussaud’ın, ‘Histoire et Religions des Nosairis’, 25 Gregory Abu`l Farac’ın ‘Abu`l-Farac Tarihi’, 26 Marianne Arinberg-Laanatza ve Tord Olsson’nun ‘Alevi Kimliği’, 27 adlı eserde bulunan makalelerinden, Yaron Friedman’nın ‘The Nusayrî- Alawis, An İntroduction to The Religion, History and İdentity of The Leading Minority in Syria’ ve Studia İslamica dergisinde yayınlanan makalesi “Al-Ḥusayn ibn Ḥamdân al-Khasîbî: A Historical Biography of the Founder of the Nuṣayrî-ʿAlawi Sect,” 28 adlı çalışmalarından da istifade edilmeye çalışılmıştır. Louis Massignon’nın, MEB. İslam Ansiklopedisi’nin “Nusayrîler”, 29 maddesinden yararlanıldığı gibi İrfan 24 Muhammed Emin Galib et-Tavil, Arap Alevilerinin Tarihi Nusayriler, (çev., İsmail Özdemir), Çivi Yazıları, İstanbul 2000. 25 René Dussaud, Histoire et Religions des Nosairis, Paris1900, s. 27-28; http://www.worldcat.org/title/histoire- et-religion-des-nosairis/oclc/5023529/viewport 26/07/2016. 26 Gregory Abu`l-Farac (Bar Hebraeus). Abu`l-Farac Tarihi, (çev., Ömer Rıza Doğrul), C: II., TTK Basımevi, Ankara 1999. 27 Marianne Arinberg-Laanatza, “Türkiye Alevileri-Suriye Alevîleri: Benzerlikler veFarklılıklar”, Alevi Kimliği, (Editörler: T. Olsson, E. Özdalga, C. Raudvere),(çev., Bilge Kurt Torun, Hayati Torun), TETTV., İstanbul 1999.; Tord Olsson, “Dağlıların ve Şehirlilerin ‘İrfan’ı Suriyeli Alevilerin ya da Nusayrîlerin Mezhebi”, Alevi Kimliği, (ed., T. Olsson, E. Özdalga, C. Raudvere),(çev., Bilge Kurt Torun, Hayati Torun), TETTV., İstanbul 1999. 28 Yaron Friedman, The Nusayrî-Alawis, An İntroduction to The Religion, History and İdentity of The Leading Minority in Syria, Koninklijke Brill NV, Leiden-Boston, 2010.; Yaron Friedman, “Al-Ḥusayn ibn Ḥamdân al-Khasîbî: A Historical Biography of the Founder of the Nuṣayrî-ʿAlawi Sect,” Studia Islamica, Published by: Maisonneuve & Larose 2001, Sa: 93, s. 91-112. 29 Louis Massignon, “Nusayrîler”, MEBİA, C: IX, MEB., Yayınları, İstanbul 1964, s. 365-370. http://www.worldcat.org/title/histoire-et-religion-des-nosairis/oclc/5023529/viewport http://www.worldcat.org/title/histoire-et-religion-des-nosairis/oclc/5023529/viewport 9 Abdülhamid Fettah’ın ‘Nusayrîyye’, 30 adlı çalışmasından da istifade etme yoluna gidilmiştir. Türkiye’de yapılan çalışmalar arasında özellikle Ethem Ruhi Fığlalı’nın kaleme aldı- ğı ‘Çağımızda Îtikadî İslâm Mezhepleri’ 31 ve Bahâ Said Bey tarafından kaleme alı- nan ‘Türkiye’de Alevî-Bektaşî, Ahi ve Nusayrî Zümreleri’ 32 adlı eseri Türkiye Nusay- rîliği hakkında yapılan ilk çalışmalar olmaları hasebiyle sık sık başvurulan kaynaklar olmuştur. Bu eserler dışında Abdulhamid Sinanoğlu, Ahmet Turan, Hüseyin Türk, Cahit Aslan, İnan Keser, Ergin Sertel, İlyas Üzüm, Mustafa Öz ve Ömer Uluçay’ın eserlerinden ve yaptıkları çalışmalardan konu hakkında yapılan çalışmalar olmaları hasebiyle yön belirlemede istifade edilmiştir. Bununla birlikte Suriye tarihi ile ilgili olarak kaleme alınan dini, antropolojik ve kültürel çalışmalarda göz önünde bulundu- rulmuştur. Müstakil olarak kaleme alınan bu eserlerin yanında yüksek lisans ve dok- tora tezlerinden de istifade edilmeye çalışılmıştır. Muhtelif kitap, dergi, makale ve ansiklopedilerden de yararlanılmaya çalışılmıştır. 30 İrfan Abdülhamid Fettah, “Nusayrîyye”(çev., Avni İlhan), DEÜİFD, Sa: 9, İzmir 1995. 31 Ethem Ruhi Fığlalı, Çağımızda Îtikadî İslâm Mezhepleri, Selçuk Yayınları, Ankara 1980. 32 Bahâ Said Bey, Türkiye’de Alevî-Bektaşî, Ahi ve Nusayrî Zümreleri (haz. İsmail Görkem), T.C Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 2000. 10 BİRİNCİ BÖLÜM NUSAYRİLİK 1. 1. Etimolojik Olarak “Nusayrî” Kelimesi İslâm mezhepleri tarihinden yer alan mezheplerin isimlendirme problemi hususu son derece önemlidir. Mezhepler gibi dini ve siyasi niteliğe sahip olan düşünce ekolleri- nin isimlendirilmesi hususu tarihi süreçte karşılaşılan önemli sorunlardan biri olmuş- tur. Mezhep isimlerinin hangi anlama geldiği, kimler için hangi manada ve hangi hususta kullanıldığı gibi problemler hususunda çeşitli görüşler ortaya konulmuştur. Bu görüşler incelendiğinde mezhebin kendi mensupları tarafından tanımlanması ya da o mezhebin muhalifleri tarafından tanımlanmasının aynı olmayıp farklılıklar arz ettiği göz önünde bulundurulmalıdır. 33 Yapılan isimlendirmeler incelendiğinde bu hususta ağırlıklı olarak mezhebin kurucu- su kabul edilen kişinin ismine nispetle isimlendirme yoluna gidildiği görülmekle beraber, bazen mezhep mensuplarının kullanmış olduğu terimler veya savundukları görüşlere nispeten de isimlendirilme yapıldığı bilinmektedir. Bununla birlikte mez- hep isimleri bazen doğdukları coğrafyaya, mensuplarının yoğun olarak yaşadığı mer- kezlere bağlı olarak bu yerleşim yerlerine nispet edilmek suretiyle de adlandırılma yoluna gidildiği müşahede edilmiştir. 34 Mezhepler adlandırılırken bazen muhaliflerin karşı oldukları mezhep mensuplarını aşağılama, hor ve hakir göstermek için bir ta- kım isimlendirmeler kullandıkları görülür. Yine dini naslara dayanılarak, mezhep mensuplarının ya da muhaliflerin mensup oldukları veya karşı oldukları mezhepleri isimlendirme yoluna başvurmaları mezheplerin tarih sahnesinde kendilerine bu isim- lerle yer edinmelerine kaynaklık teşkil ettiği görülmektedir. 33 Sönmez Kutlu, Mezhepler Tarihine Giriş, Dem Yayınları, İstanbul 2013, s. 128–133. 34 M. Ali Büyükkara, “Bir Bilim Dalı olarak İslam Mezhepleri Tarihi ile ilgili Metodolojik Problemler”, İslami İlimlerde Metodoloji / Usûl Mes’elesi, Ensar Neşriyat, İstanbul 2005, s. 445-458. 11 Nusayrîlik, IX. yüzyılda Ebû Şuayb Muhammed b. Nusayr en-Nemiri (ö.270/883) tarafından tesis edilen aşırı ve Bâtınî eğilimleri olan bir Şiî akımdır. 35 Nusayrîliğin teşekkül süreci incelendiğinde Şiî düşüncenin tesiri altında vuku bulduğu için Şiî unsurlar barındırmakla beraber gelişen İslâm coğrafyası ve karşılaşılan diğer kültür- lerin tesiriyle günümüze kadar gelmiş olup birçok farklı unsuru da barındırdığı gö- rülmektedir. 36 Dini ve etnik bir grup olarak tarih sahnesinde yer alan Nusayrilerin bu şekilde isimlendirilmesi hususunda Müslüman olan ve Müslüman olmayan araştır- macılar arasında paralel görüşler olmadığı görülür. Nusayrîliğin etimolojik kökeni hakkında gerek geçmiş dönemlerde gerekse günümüzde yapılan çalışmalara kaynak- lık eden görüşlerin temelinde Fransız doğu bilimcisi Louis Massignon’un etimolojik olarak yaptığı çalışmalar neticesinde ileri sürdüğü görüşler yer almaktadır. Louis Massignon, Nusayrî kelimesinin menşei hakkında öne sürülen iddiaları şu şekilde dile getirmektedir: 1. Nasranî (Hristiyancık), kelimesinin tahrif edilmiş hali olduğu. 2. Nazerini (Latince Hristiyan) kelimesinden üretildiği. 3. Suriye ile bu coğrafya yakınında bulunan ve mezhep mensuplarının yoğun şekilde bulunduğu “Nasuraya” köyüne nispeten bu isimle anıldığı. 4. Hz. Ali’nin hizmetini görenler arasında bulunan “Nusayr” adlı hizmetçisin- den dolayı bu isimle zikredildiği. 5. Nusayrîliğin kurucusu olan ”Muhammed b. Nusayr” isminden geldiğidir. 37 Louis Massignon’un Nusayrî kelimesinin hangi kökten geldiğine dair yaptığı tespitin yanında Nusayrîlikle ile ilgili yakın zamanda çalışma yapan araştırmacılardan olan René Dussaud, Nusayrî kelimesinin Nasranî (Hristiyancık), kelimesinin tahrif edil- miş hali olduğunu ve özellikle Nusayrîlere hakaret etmek amacıyla kullanıldığını belirtmektedir. Zira ona göre Hristiyanlık ile Nusayrîlik arasında bazı inançlar yö- 35 Meir M. Bar - Asher, ,“Nusayris”, Medieval Islamic Civilization: An Encyclopedia, (Publisher: Josef W. Meri), Routledge is an İmprint of Taylor & Francis Group, Volume 1, New York 2006, s. 569.; Gregory Abu`l Farac (Bar Hebraeus). Abu`l-Farac Tarihi, (çev., Ömer Rıza Doğrul), C: II., TTK Basımevi, Ankara 1999, s. 241.; Ali Coşkun, “Bir Dini Grup Olarak Nusayriler ya da Suriye Aleviliği”, Din Eğitimi Araştırmaları Dergi- si, Sa: 11, 2003, s. 177-190. 36 Marianne Arinberg-Laanatza, “Türkiye Alevileri-Suriye Alevîleri: Benzerlikler ve Farklılıklar”, Alevi Kimliği, (ed., T. Olsson, E. Özdalga, C. Raudvere),(çev., Bilge Kurt Torun, Hayati Torun), TETTV., İstanbul 1999, s. 214.; Ahmet Turan, “Les Nusayris de Turquie dans la Region de Hatay”, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Sorbonne Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Paris 1973, s. 3. 37 Louis Massignon, “Nusayrîler”, MEBİA, C. IX, MEB., Yayınları, İstanbul 1964, s. 365–370. 12 nünden paralellik olduğu için insanların Nusayrîleri aşağılamak için Nasranî (Hristiyancık) ismiyle isimlendirdiklerini ve bu isimle andıklarını belirtir. 38 Müslüman âlimler tarafından da Nusayrî kelimesinin menşei hakkında çeşitli fikirle- rin ileri sürüldüğü görülür. Nusayrî kelimesinin ilk defa kim tarafından zikredildiği, kime nispeten bu şekilde anıldığına dair bir fikir birliğinin sağlanamadığı görülür. Ebû’l-Hasen el-Eş’ârî, Nusayrîliği Rafizilik içinde zikretmekle beraber fırkayı Nusayyriyye olarak değil de Nemîrîye olarak isimlendirme yoluna gittiği görülmek- tedir. 39 Fırkayı Nusayrîyye olarak değil de Nemiriyye olarak isimlendiren bir diğer önemli müellifte Abdulkadir el-Bağdâdî’dir. 40 Bununla birlikte Şiî müelliflerden olan Kummî ve Nevbahtî, Ebû Şuayb Muhammed b. Nusayr en-Nemiri’nin savunduğu fikirleri zikrettikten sonra mezhep mensuplarının da kendisine nispetle kendilerini “Nemiriyye” olarak zikrettiklerini belirtmektedirler. 41 Günümüz müellif olan Muhammed Ebû Zehra, kaleme aldığı eserinde sınırlı olsa da Nusayrîler hakkında bilgiler vermiştir. İsmailiyyenin tesiri altında vücut bulduğunu ileri sürdüğü Nusayrîyye fırkasının önderinin Hasan b. es-Sabbah olduğunu iddia etmektedir. Ona göre gulat bir fırka olan Nusayrîler aynı zamanda mensuplarını haş- haşla uyuşturdukları için Haşhaşiler olarak da adlandırılmaktadırlar. 42 Muhammed Ebû Zehra’nın Nusayrîler hakkında vermiş olduğu bilgilerin objektiften uzak ve tamamen tarihsel gerçeklere aykırı olarak sübjektif bir değerlendirme netice- sinde yapıldığı görülmektedir. Günümüz müelliflerinden olan Ömer Faruk Abdullah ise Nusayrî isminin Ebû Şuayb Muhammed b. Nusayr en-Nemiri’ye nispeten kulla- nıldığını belirterek kendisinin Şiî imamet silsilesinde bulunan son üç imamın halka- sında yer aldığını ifade etmektedir. 43 Nusayrî olmayan müelliflerin, Nusayrî kelime- 38 René Dussaud, Histoire et Religions des Nosairis, Paris1900, s. 17-95; 26/07/2016 tarihinde http://www.worldcat.org/title/histoire-et-religion-des-nosairis/oclc/5023529/viewport adresinden erişilmiştir. 39 Ebû’l-Hasen el-Eş’ârî, Makalatü’l-İslâmîyyîn ve İhtilâfü’l-Musallîn, (çev., Mehmet Dalkılıç – Ömer Aydın), Kabalcı Yayınevi, İstanbul 2005, s.45-46. 40 Abdülkadir el – Bağdadî, Mezhepler Arasındaki Farklar, (çev., Ethem Ruhi Fığlalı ), TDV, Ankara 2001. 41 Kummî / Nevbahtî, Şi’î Fırkalar: Kitâbu’l-Makâlât ve’l-Firaku’ş-Şî’a, (çev., Hasan Onat - Sabri Hizmetli - Sönmez Kutlu - Ramazan Şimşek), Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2004, s. 238-240, 301-302. 42 Muhammed Ebû Zehra, İslâm’da Siyasi İtikadi ve Fıkhi Mezhepler Tarihi, (çev., Hasan Karakaya – Kerim Aytekin - Abdülkadir Şener ), Hisar Yayınları, İstanbul 1983, s. 68–70. 43 Ömer Faruk Abdullah, Suriye Dosyası, (çev., Hasan Basri), Akabe Yayınları, İstanbul 1985, s. 40. http://www.worldcat.org/title/histoire-et-religion-des-nosairis/oclc/5023529/viewport 13 sinin menşei hakkındaki görüşleri incelendiğinde fikir birliği sağlanamamakla bera- ber nispeten de olsa yakınlık arz eden bilgilerin olduğu görülmektedir. Nusayrî müellifleri içerisinde Nusayrî kelimesinin menşei hakkında bilgi veren gü- nümüz Nusayrî müelliflerinden olan Muhammed Emin Galib et-Tavîl ise Nusayrî kelimesinin menşei hakkında bilgiler verirken bu kelimenin Nusayra Dağ’ından gel- diğini belirtmektedir. Muhammed Emin Galib et-Tavîl, Hz. Ömer’in fetih politikası doğrultusunda Suriye seferine çıktığı zaman İslâm ordusunun bu sefer sırasında zor anlar yaşadığını ve bu esnada Ensar’da yaklaşık 450’den fazla savaşçının İslâm ordu- suna yardıma geldiğini belirtmektedir. Yardıma gelen kuvvet sayesinde İslam ordu- sunun toparlandığını ve böylece zafer elde ettiğini ifade etmektedir. Bu fetih hareketi sırasında İslâm ordusuna yardımda bulunan bu küçük kuvvete o dönemde “Nusayra”(küçük yardım) denildiğini belirterek kelimenin menşeinin buradan geldi- ğini belirtmektedir. 44 Muhammed Emin Galib et-Tavîl, İslâm ordusunun yürüttüğü cihadın kurallarından birinin fethedilen toprakların fetheden orduya verilmesi olduğunu belirterek bundan dolayı fetih hareketinde yaptıkları yardıma binaen bu topraklara Cebelu’n- Nusayrîyye denildiğini ifade eder. Cebelu’n-Nusayrîyye olarak adlandırılan bölgenin Hulu Dağı ile günümüzdeki Ümraniye nahiyesinin bir bölümünü oluşturduğunu be- lirterek zamanla bu ismin Lübnan Dağı’ndan Antakya’ya kadar uzanan bölgelerde yani Nusayrî nüfusunun yaşadığı tüm bölgeler kapsayacak şekilde kullanılan özel bir ad hüviyetine kavuştuğunu belirtmektedir. Nusayrî kaynakları incelendiğinde dinsel literatürlerinin yabancılara açık olmaması ve birçok dinsel öğretinin sır olarak kabul edilmesinden dolayı sınırlı bilgiler verilse de Nusayrî isminin kimler için kullanıldığı hakkında Nusayrî yazarlardan olan Mu- hammed Emin Galib et-Tavîl’in bu konu hakkında verdiği bilgilerin tatmin edici düzeyde olduğu görülmektedir. Muhammed Emin Galib et-Tavîl, Nusayrî isminin sadece ırk olarak Arap olan Aleviler için kullandığını belirterek diğer Şiî akım men- 44 Muhammed Emin Galib et-Tavil, Arap Alevilerinin Tarihi Nusayriler, (çev., İsmail Özdemir), Çivi Yazıları, İstanbul 2000, s. 80-81. 14 supları olan Zeydîler, İsmâîlîler, Dürzîler vb. için Alevi ismini kullanmayacağını belirtmektedir. Muhammed Emin Galib et-Tavîl, Alevi ismini ırkken Arap olmayan Horasan Alevi- leri, Fars Alevîleri, Kürt Alevîleri, Azerbaycan Alevileri, Anadolu’da yaşayan Türk Alevîleri, Toska Arnavutları, Bulgar ve Rumeli Alevîleri ile diğerlerini ele alırken Alevi ismini kullanmayacağını belirtir. 45 Muhammed Emin Galib et-Tavîl, Nusayrî- lik adı yerine Alevî adını kullanmayı tercih ederek açıkça fırkanın isminin Alevî ol- duğunu Nusayrî isminin ise daha sonra kullanılmaya başlandığını belirterek Nusayrî- liğin dini ve etnik bir oluşum olduğuna vurgu yapmaktadır. Nusayrî müellifi olan Haşim Osman’a göre fırkanın doğuşu olarak Hz. Ali dönemini kabul edenler olduğu gibi genel olarak kabul edilen tarihin hicri üçüncü asır olduğu- nu belirtmektedir. Bununla birlikte fırkanın tarih sahnesinde yer almasının ve döne- min müelliflerince Nusayrî ismiyle fırkanın anılmasının hicri altıncı asrın başlarına tekabül ettiğini belirtilmektedir. Haşim Osman iddialarını, İbn Kuteybe, Nevbahtî, Ebü’l- Halef el- Kummî, Ebü’l- Hasan el- Eş’arî ve Ebû Mansur el- Bağdâdî gibi dönemlerinin önde gelen müelliflerince Nusayrî isminin kullanılmamasını göster- mektedir. Haşim Osman, Nusayrî isminin tarihi süreçte ilk defa Şehristâni tarafından kullanıldığını belirterek hicri altıncı asra kadar Nusayrî isminin kaynaklarda yer al- mış olmasının imkânsızlığına işaret etmektedir. Bundan dolayı Nusayrî isminin tarih sahnesine en erken hicri altıncı asrın başlarında yer alsa da fırkanın doğuşunun hicri üçüncü asra tekabül ettiğini belirtmektedir. 46 Tarihte “Nusayrîyye” ismini kullanan ilk müellifin Şehristânî olduğu görülmektedir. Dönemin önde gelen müelliflerinden biri olan Şehristânî, fırkayı Nemiriyye olarak isimlendirmek yerine eserinde Nusayrîyye olarak isimlendirmeyi tercih ettiği ve bu isimle eserinde fırkaya yer verdiği görülmektedir. 47 İbn Hazm da fırkayı Nemiriyye yerine Nusayrîyye olarak isimlendirmeyi tercih eden bir diğer müelliftir. 48 İleri sürü- 45 Muhammed Emin Galib et-Tavil, Arap Alevilerinin Tarihi Nusayriler, (çev., İsmail Özdemir), Çivi Yazıları, İstanbul 2000, s. 282. 46 Haşim Osman, el-Aleviyyûn beyne’l- ustura ve’l- hakîka, Al Alami Library, Beyrut 1994, s. 34-39. 47 Şehristânî, “el-Milel ve’n-Nihal”, (Mukaddimeler). (çev., Abdurrahman Küçük – Mustafa Erdem – Adem Akın), AÜİFD, C: XXX, Sa: 1, Ankara 1988, s.1–33. 48 İbn Hazm, El-Fasl, (çev., Halil İbrahim Bulut), TYEKB., C: III, İstanbul 2017, s. 474. 15 len görüşler incelendiğinde Fırkayı tarihsel süreçte Nusayrîyye olarak ilk zikreden kişi/kişiler den biri olarak Dürzî âlimlerden Hamza b. Ali’nin ismine yer verilmekle beraber 49 bu ismi kullanan ilk müellifin Şehristânî olduğu görülmektedir. Tarihsel süreçte Nusayrîlerin Alevi olarak da adlandırıldığı görülmektedir. Nusayrî- lerin Alevi olarak adlandırılmasının I. Dünya savaşından sonra bölgede farklı siyasi güçlerin etkin olmasıyla beraber Suriye’nin Fransızlar tarafından işgal edilmesiyle başlanıldığı görülmektedir. Fransız yönetimi burada yaşayan Nusayrîleri Alevî olarak adlandırmış ve zamanla bu isim Nusayrîler tarafından da benimsenmiştir. 50 Günümüzde ise Nusayriler, kendilerinin Anadolu’da bulunan Alevi-Bektaşilerle ka- rıştırılmamasına yönelik olarak kendilerini Alevi olarak ifade etmekten ziyade bu farklılığı ifade etmek için “Arap Aleviliği” terimini kullanmayı tercih ettikleri görül- mektedir. Anadolu’nun farklı şehirlerinde özellikle Hatay coğrafyası ve bu coğrafya- nın yakınlarında bulunan yörelerde yaşayan Nusayrîler, kendilerini ifade ederken “Fellah” veya “Arap uşağı” gibi terimler kullanmayı yeğlemişlerdir. Bu terimleri kullanmalarında ise yaşam tarzları önemli rol oynamıştır. Kendilerini fellah olarak ifade etmelerindeki asıl sebebin ise bu inanç mensuplarının tarihi geçmişinde uzun yıllar boyunca geçimlerini işçilik, rençperlik ya da çiftçilik olarak sağlamaları bu- lunmaktadır. Kendilerini tanımlamak için kullandıkları bir diğer isim olan Arap uşağı tabiri ise kendilerinin etnik kökeninin Türk değil Arap olduğunu ifade etmek için kullandıkları belirtilmektedir. Türk Alevilerinden farklı olduklarının anlaşılması için Arap Alevileri, Akdeniz Aleviliği, Hatay bölgesi Aleviliği gibi farklı isimlendirme yoluna başvurdukları görülmektedir. 51 Dini ve etnik bir grup olarak tarih sahnesinde yer alan Nusayrilerin isimlendirilmesi hususunda farklı görüşler öne sürülmüştür. Yapılan çalışmalar incelendiğinde gerek Nusayrî olmayan kaynaklarda gerekse Nusayrî olan kaynaklarda bir fikir birliği sağ- 49 İlyas Üzüm, “Nusayrîlik”, DİA., C: XXXIII, TDV., İstanbul 2007, s. 270–74. 50 Süleyman el- Halebî, Tâifetü’n-Nusayriyye: tarihuhâ ve akâiduhâ ve te’vîlatuha’l-bâtıniyye, Emvac li’n- Neşr, Amman 2013, s. 73.; Ali Gülşehri & Resul Tosun, Nusayrilik ve Suriye’de Nusayri Zulmü, Nizam Yayı- nevi, İstanbul 1982, s. 16. 51 Abdulhamid Sinanoğlu, “Günümüz İnanç Problemlerinden Nusayrilerin Tanrı Tasavvurları ve Reenkarnasyon Görüşleri “, Günümüz İnanç Problemleri İlahiyat Fakülteleri Kelam Anabilim Dalı Sempozyumu , (7-9 Eylül 2001), Erzurum 2001, s.319-326.; Ali Yaman, Alevilik - Kızılbaşlık Tarihi, Nokta Kitap, İstanbul 2012, s. 56. 16 lanamamakla beraber Nusayrî isminin mezhep kurucusu olarak kabul edilen Ebû Şuayb Muhammed b. Nusayr en-Nemiri (ö.270/883)’ye nispetle bu şekilde isimlen- dirildiği hususu ağırlık kazanmaktadır. 52 Nusayrî kelimesinin menşei hakkında ortaya konulan görüşler incelendiğinde Hamdân el-Hasîbî’ye kadarki süreçte fırkanın birçok müellif tarafından Nemiri- Namiriyya olarak adlandırıldığı görülmektedir. Fırkanın Nusayrîyye olarak isimlen- dirilmesinin ise ancak Hamdân el-Hasîbî’den sonraki dönemde gerçekleştiği görül- mektedir. 53 Fırkanın teşekkül sürecinde önemli rol oynayan Hamdân el-Hasîbî (ö.346-358/957-969) tarafından kaleme alınan ve fırkanın Kuran-ı Kerim’den sonraki en mühim kitabı olan ‘Kitâbü’l- Mecmû‘’da Ebû Şuayb Muhammed b. Nusayr en- Nemiri’nin savunduğu görüşler zikredilmekle birlikte kendisinin ismine nispetle Nu- sayrî ismine yer verildiği müşahede edilmiştir. 54 Tarihsel süreçte ilk önce dönemin müelliflerince Nemiriyye olarak adlandırılan mez- hebin Hamdân el-Hasîbî tarafından kurucusuna nispetle Nusayrîyye olarak adlandı- rıldığı ve bu isme eserinde ilk yer veren müellifin Şehristânî olduğu görülmektedir. I. Dünya savaşının akabinde Fransızların Nusayrîlerin yaşadığı bölgeleri işgal etmesiy- le beraber burada yaşayan mezhep mensuplarını Alevî olarak adlandırıldıkları gö- rülmektedir. Günümüz müelliflerince ise özellikle Alevîlikle Nusayrîliğin farklı ol- duğunu belirtmek için Alevîlere Anadolu Alevîsi denildiği, Nusayrîlere ise Arap Alevîsi denildiği görülmektedir. 1. 2. Nusayrîliğin Tarih Sahnesinde Yer Alması ve Gelişim Süreci İlk dönem İslâm mezhepleri incelendiği zaman, mezheplerin ortaya çıkışında siyasi, dini, kültürel vb. birçok sebebin önemli rol oynadığı görülmektedir. Ortaya çıkan görüş ayrılıklarının ise yoğun olarak siyasi meseleler üzerinde olduğu görülmektedir. 52 Ferhad Daftary, İsmaililer: Tarihleri ve Öğretileri, (çev., Ahmet Fethi), Alfa Yayınları, İstanbul 2017, s. 155. 53 E. Edward Salisbury, The Book of Sulaimân's First Ripe Fruit, Disclosing the Mysteries of the Nusairian Religion, By Sulaıman 'Effendı Of 'Adhanah; Wıth Copıous Extracts, Journal of the American Oriental Society, Volume: 8, 1866, s.227-308; https://archive.org/stream/jstor-592241/592241#page/n1/mode/2up 01/07/2016.; Gisela Proch zka-Eisl & Stephan Proch zka, The Plain of Saints and Prophets: The Nusayri-Alawi Community of Cilicia (Southern Turkey) and Its Sacred Places ,Otto Harrassowitz Verlag, Wiesbaden 2010, s.20. 54 Hamdân el-Hasîbî, Kitâbü’l- Mecmû‘, (çev., Ahmet Turan), OMÜİFD., Sa: 8, 1996, s. 5–8. https://archive.org/stream/jstor-592241/592241#page/n1/mode/2up. 01/07/2016 17 Zira peygamberin vefatıyla başlayan hilafet tartışmalarını, Allah’ın zati sıfatları ko- nusundaki tartışmalar takip etmiş ve bu tartışmalar neticesinde Müslümanlar arasında kimin mü’min kimin günahkâr olduğu hususunda ağır münakaşalarda bulunulmuştur. Böylece Hz. Muhammed hayattayken yekpare olan ümmet arasında vefatıyla beraber kısa sürede ayrılıklar görülmeye başlanılmıştır. Ortaya çıkan farklı bakış açılarının zamanla sistemleşmesiyle beraber bu düşünceler Şiî ve Sünnî yorumlar şeklinde te- zahür etmeye başlamış ve ilk mezhepler diyebileceğimiz oluşumların temeli böylece atılmıştır. 55 Zamanla kendilerini Ehl-i Sünnet olarak adlandıracak olan ve o günkü Müslümanla- rın çoğunun oluşturduğu halk kesimi ile daha sonra kendilerini Şiî olarak isimlendi- recek kesim arasındaki hilafet tartışmaları, hilafete kimin daha layık olduğu vb. so- runların yol açtığı problemler zamanla farklı görüşlere ve bu görüşlerin sistemleşti- rilmesiyle mezhep boyutuna taşınmıştır. İslâm toplumuna mensup olanlar arasındaki görüş ayrılıkları üzerinde İslâm coğrafyasının sınırlarının genişlemesi, farklı inanç ve kültürlerle temas ve sonradan Müslüman olanların önceki inanç ve düşüncelerini İslâm toplumuna taşıması son derece etkili olmuştur. İlk başta çok hararetli tartışma- lara sebep olmasa da zamanla İslâm toplumu arasındaki bu tartışmalar şiddetlenmiş ve insanlar için ilk başta uç olarak nitelendirilmeyecek birçok görüşün zamanla yön değiştirerek aşırı hale geldiği müşahede edilmektedir. Ortaya çıkan yeni görüşler neticesinde farklı düşünce ve zihniyetlerin teşekkül etmeye başlanıldığı görülmekte- dir. İlk dönemde hilafetin Hz. Ali’nin hakkı olduğunu savunanların ortaya koydukları fikirle, ileri sürdükleri görüşler Hz. Ali’nin ilahlığına kadar uzanmıştır. Aşırı Şiî ola- rak kabul edilen bu kesim tarafından iddia edilen Hz. Ali’nin ilahlığı ve tenasüh gibi görüşler ılımlı Şiî grupların tepkisini çekmişse de zamanla insanlar arasında yayıl- maya başlanılmış ve toplum nezdinde de kendine yer bulmuştur. Nusayrîlik de aşırı Şiî grupların içerisinde yer almaktadır. 55 Ethem Ruhi Fığlalı, İtikâdî İslâm Mezheplerine Giriş, İzmir İlâhiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İzmir 2007, s. 51-83. 18 Nusayrîliğin kökenleri her ne kadar İslâmi düşünceye dayansa da zamanla bir takım sebeplere binaen dezenformasyona uğradığı, bâtıni unsurların üzerinde inşa edilen fikirlerle beraber farklı düşünce ve kültürlerin tesirinde kalınarak dini ve etnik kö- kenli bir fırka hüviyetine büründüğü görülmektedir. Özellikle savundukları aşırı gö- rüşler sebebiyle diğer İslâmi oluşumlar tarafından kabul edilmeyen fırkanın, nasıl teşekkül ettiğine dair ilk dönem kaynaklarda çok az veya sınırlı bilgilerin mevcut olması fırkanın diğer bâtıni fırkalar gibi gizliliğe büyük ehemmiyet vermesinden kaynaklanmaktadır. Bundan dolayı fırka hakkında kapsamlı ve objektif bilgiler elde edilmesi oldukça zorlaşmıştır. Fırka hakkındaki ilk bilgilere özellikle fırkanın dinsel öğretilerinin yer aldığı literatürün yabancılara açık olmamasına rağmen ancak XIX. yüzyılda farklı kaynak ve yollardan elde edilen bilgiler sayesinde ulaşıla bilinmiş- tir. 56 Nusayrîliğin kendine has yapısı her ne kadar XIX. yüzyıla kadar bilgi edinmeyi zor- laştırmış olsa da zamanla elde edilen bilgilerin fırkanın temel eserleri olarak kabul edilen kaynaklardaki bilgilerle harmanlanması sonucunda sınırlı olsa da dinsel öğre- tilerine ulaşıla bilinmiştir. Ulaşılan bu bilgiler arasında fırkanın tarih sahnesinde ne zaman yer almaya başladığı, fırkanın tarihi gelişim süreci ve savundukları fikirlere yer verilmesi Nusayrîlik hakkında mevcut olan sınırlı bilgilere yeni bilgiler eklenme- si açısından son derece önemlidir. Zamanımızda ise gerek muhalifleri tarafından ortaya atılan iddiaları cevaplamak üze- re, gerekse kendi görüşlerini ve inançlarını ifade etmek için gerekse mezhep hakkın- da oluşan olumsuz imajı kaldırmak için fırka mensuplarının kaleme aldığı birçok eserin bulunduğu görülmektedir. 57 Kaleme alınan bu eserler incelendiğinde ise İslâm inancıyla paralel düşüncelere yer verildiği görülmektedir. Eserlerde bu şekilde ifade- lere yer verilmesinin altında yatan ana gaye ise fırka mensuplarının savundukları görüş ve inançlardan dolayı İslâmi oluşumlardan tepki alacaklarını düşünmelerinden kaynaklandığı görülmektedir. 56 Süleyman Efendi el-Ezenî, Kitâbü’l-Bakûratü’s-Süleymaniye fi Keşfi Esrâri’d-Diyâneti’n-Nusayrîyye, y.y., Beyrut 1863, s. 7-34.; Hamdân el-Hasîbî, Kitâbü’l- Mecmû‘, (çev., Ahmet Turan), OMÜİFD., Sa: 8, 1996, s. 5–8. 57 İlyas Üzüm, “Türkiye’de Alevî / Nusayrî Önderlerinin Eserlerinde İnanç Konularına Yaklaşım”, İslâm Araş- tırmaları Dergisi, Sa: 4, İstanbul 2000, s. 173-187 19 Fırka mensuplarının kaleme aldığı bu eserlerde sahip oldukları zâhir-bâtın anlayışı çerçevesinde sadece fırkanın zâhiri yorumlarına yer verilmesi diğer İslâmi oluşum- lardan tepki çekmekten endişe etmelerinden kaynaklanmaktadır. Mezhep mensupla- rının özellikle inançlarını açıklarken bâtıni hiçbir yoruma yer vermemeleri ve birçok bilgiyi “sır” olarak addederek açık bir şekilde fikirlerini, inançlarını açıklamamaları ve takiyye yapmalarının altına yatan ana gayenin bu olduğu görülmektedir. Fırka için takiyyenin sırrı tamamlayan ana unsur olarak kabul edilmesi ve fırkaya mensup ol- mayanlara sırrın aktarılmasının en büyük suçlardan biri olarak kabul edilmesi fırka hakkında güvenilir bilgi elde etmeyi zorlaştırmaktadır. Bireyin bir tehlike karşısında inancını saklayıp inandığının aksi söz ve davranışlarda bulunması olarak tanımlanan takiyye sayesinde Nusayrîler, hem kendi inançlarını koruma altına almayı başarmış- lar hem de tarihsel süreçte karşılaştıkları siyasi ve dini baskılar karşısında kendilerini muhafaza etmeyi takiyye sayesinde gerçekleştirebilmişlerdir. 58 Nusayrîliğin kökenleri, tarihi, geçmişi hakkında kaleme alınan en mühim eserlerin başında kendisi de Nusayrî inancına sahip olan Muhammed Emin Galib et-Tavil’i tarafından yazılan ve Türkçeye “Arap Alevîlerinin Tarihi, Nusayrîler” adıyla çevri- len eser gelmektedir. Bu eserde yer alan bilgilere göre Nusayrî düşüncelerinin temeli İslâm toplumunun daha ilk zamanlarında meydana gelen Gadîr-i Hum ve Kerbela olayına dayanmaktadır. Tavil, İslâm ümmetinin bu olaylarla birlikte yekpare olan görünümünü kaybettiğini ve ikiye bölündüğünü iddia etmektedir. 59 Gadîr-i Hum ve Kerbela olayının geçmişinin İslâm’ın oluşum dönemlerine kadar uzanması ve bu konular hakkındaki tartışmaların günümüzde dahi devam etmesi du- rumun vahametini göstermesi açısından son derece mühimdir. Daha yeni doğan Müslüman ümmeti başta teolojik konular olmak üzere Hz. Muhammed’in vefatından sonra Müslümanlara kimin liderlik edeceği hususunda görüş birliğine varılamaması ve bu görüş ayrılıklarının Müslüman ümmetinde Sünnî ve Şiî yorumlar olarak teza- hür etmeye başlaması kısmen de olsa Muhammed Emin Galib et-Tavil’in iddialarını doğrulamaktadır. 58 S. Muhammed Ali el- Fil, Nusayrîyye, C: I, Dâru’l-Menar, Kahire 1990, s. 85.; Mustafa Öz, v.d.,“Nusayriyye”, Tarihî ve Kültürel Boyutlarıyla Türkiye’de Alevîler Bektaşîler Nusayrîler, haz. İSAV/ Ensar Neş., İstanbul 2004, s. 181-191. 59 Muhammed Emin Galib et-Tavil, Arap Alevilerinin Tarihi Nusayriler, (çev., İsmail Özdemir), Çivi Yazıları, İstanbul 2000, s. 282. 20 İslâm’ın oluşum dönemlerindeki tartışmalar neticesinde Hz. Peygamber vefat etme- den önce yekpare olan Müslüman cemaatinde Peygamberin vefatından sonra birçok rakip grubun teşekkül etmeye başlaması dönemin siyasi ve dini yapısı hakkında bilgi vermektedir. Emevîler döneminde hilâfetin saltanat haline getirilmesiyle beraber Müslüman cemaatindeki ayrılıkçı görüşleri daha da şiddetlendirmiştir. Abbâsîler döneminde, tercüme faaliyetlerine hız verilmesi, İslâmi ilimlerdeki gelişmeler, dü- şünce mekteplerinin çoğalması, siyasal bağlılıklarla harmanlanan teolojik bakış açı- sıyla beraber son derece dinamik bir toplumsal yapının tezahür etmeye başlanılması bunun göstergesidir. 60 Abbâsîler döneminde ortaya çıkan birçok oluşum ve bu oluşum içerisinde yer alan hareketlerden birisinin de Nusayrîler olduğu görülmektedir. Abbâsîler döneminde zirveye çıkan tartışmalara Nusayrîlerin de katılarak kendilerinin siyasal bağlılıklarla harmanlanan teolojik düşüncelerden ve iktidar odaklarına tabi olmadıklarını ilan et- meleri ve kendilerinin sadece on iki imama tabi olduklarını belirtmelerine imkân tanınması aynı zamanda dönemdeki siyasi ortamı idrak etmek açısından önemlidir. Muhammed Emin Galib et-Tavil, Büyük Şiî cemaatlerden olan İsnâ’aşeriyye ve İsmâiliyye’nin ortak mirası olan İmami Şiîlikte on iki imama tabi olanlar arasındaki ilk farklılaşmanın Cafer es-Sadık’ın vefatının (148/766) arkasından gerçekleştiğini belirtmektedir. Ebû Şuayb Muhammed b. Nusayr en-Nemiri’ye tabi olanlar ile Cafer es-Sadık’ın vefatından sonra imametin Musa el-Kazıma geçtiğine inanan kesim ara- sında kesin bir ayrılığın bu dönemde yaşandığı belirtir. Muhammed Emin Galib et- Tavil’e göre Muhammed el-Mehdî’nin gaybete girmesinden (260/874) sonra Şiîlik üç ana kola ayrılmıştır. Bu kollar: 1. Nusayrîyye, 2. İshakiyye, 3. Caferiyye’dir. 61 60 Henry Laoust, İslâm’da Ayrılıkçı Görüşler (çev., E.R. Fığlalı-S. Hizmetli), Pınar Yayınları, İstanbul 1999, s. 19-141. 61 Muhammed Emin Galib et-Tavil, Arap Alevilerinin Tarihi Nusayriler, (çev., İsmail Özdemir), Çivi Yazıları, İstanbul 2000, s. 156. 21 Muhammed Emin Galib et-Tavil’in vermiş olduğu bilgilerin tamamen olmasa da kısmen objektiflikten uzak olduğu görülür. Şia, Hz. Ali’nin, Hz. Peygamber’den son- ra nass ve tayinle halife olarak atandığına inanan ve bu İmâmetin vasiyetle çocukla- rına geçtiğine inanan gruplara verilen müşterek isimdir. 62 Şia, içerisine farklılaşmalar tarihi süreçte yaşanmış ve kendi içerisinde Zeydiyye, İsmâiliyye ve İmâmiyye/İsnâ’aşeriyye olmak üzere üç ana kola ayrılmıştır. 63 İmâmiyye’nin İsmâiliyye’nin ortak mirasına tabi olduğunu iddia eden Muhammed Emin Galib et-Tavil’in görüşleri tarihi verilerle çelişmektedir. Zira Şia’daki ilk ay- rışma Ca’fer es-Sâdık’tan sonra İmâmetin oğlu İsmâil’e geçtiğine inanan ama İsmâil’in babası hayattayken vefat etmesi üzerine İmâmetin oğlu Muhammed’e geç- tiğine inanan kesimler tarafından gerçekleştirilmiştir. 64 Şia’daki ikinci ayrışma Zeydiyye mensupları tarafından gerçekleştirilmiştir. Zeydiler, İmâmetin sadece nass ve tayinle olamayacağını bununla birlikte İmamın ancak vasıfları ile tanınabileceği bununla birlikte birtakım şartları yerine getirmesi gerektiğini ileri sürerek diğerlerin- den ayrıldıkları görülmektedir. 65 Şia’daki üçüncü ayrışma ise İmâmiyye mensupları tarafından gerçekleştirilmiştir. Şia’nın omurgasını oluşturan İmâmiyye’nin esasını İmâmet nazariyesi oluşturmakta- dır. Bu nazariyeye göre Ca’fer es-Sâdık’ın vefat etmesiyle beraber oğlu İsmâil kendi- sinden önce vefat ettiği için İmâmet Musa el-Kazım’a geçmiştir. 66 Şia’nın üç ana kolu arasında İmâmet konusunda ortak noktalar olmakla birlikte İmâmetin nass ve tayinle gerçekleştiği ya da İmâmetin sadece nass ve tayinle olamayacağı hususundaki görüş ayrılıklarının Şia’da ayrışmaları kaçınılmaz kıldığı görülmektedir. Nusayrî olmayan kaynaklara göre ise Nusayrîlik, Ebû Şuayb Muhammed b. Nusayr en-Nemiri’nin yürüttüğü çalışmalar neticesinde oluşmuş ve kendisinin ismine nispet- 62 Hasan Onat, Emevîler Dönemi Şiî Hareketleri ve Günümüz Şiîliği, Endülüs Yayınları, İstanbul 2016, s. 24. 63 Ethem Ruhi Fığlalı, Günümüz İslâm Mezhepleri, İzmir İlahiyat Vakfı Yayınları, İzmir 2008, s.263-270. 64 Mehmet Atalan, Şiîliğin Farklılaşma Sürecinde Ca’fer es-Sâdık’ın Yeri, Araştırma Yayınları, Ankara 2005, s. 182-186. 65 Mehmet Ümit, Zeydiyye-Mu’tezile Etkileşimi, İsam Yayınları, İstanbul 2010, s. 37. 66 Metin Bozan, “İmamiyye’nin İmamet Nazariyesi’nin Teşekkül Süreci”, AÜSBE., Yayınlanmış Doktora Tezi, Ankara 2004, s.79-85. 22 le fırka bu isimle anılmaya başlanılmıştır. 67 Farklı coğrafyalarda Basra, Kûfe ve Samarrâ gibi farklı yerleşim yerlerinde çalışmalar yürüten Ebû Şuayb Muhammed b. Nusayr en-Nemiri, tarihsel olarak birbirinden farklı kültürlere ev sahipliği yapmış olan ve birçok farklı kültürü bünyesinde harmanlamış olan Irak’ta davetini yoğunlaş- tırmıştır. Yaptığı çalışmalar ileri sürdüğü görüşler belki de bu yüzden kısa sürede toplumsal zeminde de kabul edilmesini sağlamıştır. Nusayrî liderinin Irak’ta yaptığı davetinin ana konularının hulûl, ittihâd ve tenâsüh gibi konular olması dikkat çekicidir. Toplumsal desteği arkasına alan Ebû Şuayb Muhammed b. Nusayr en-Nemiri görüşlerinin propagandasını yapmaya ve Şiîler arasında söylemlerini hızla yaymaya başlamıştır. Şiânın ilk ve önde gelen mezhepler tarihi yazıcılarından biri olarak gösterilen Nevbahtî, bu hususu belirtirken İbn Nusayr’ın fırkanın teolojisini oluşturan kişi olduğunu ve fırkanın tarih sahnesine çıkmasını sağlayan lider olduğunu önemle vurgulamaktadır. 68 Nevbahtî’nin belirttiği üzere fırkanın kurucu liderinin Ebû Şuayb Muhammed b. Nusayr en-Nemiri olduğu ve dönemin önde gelen âlimleri tarafından da bu şekilde kabul edildiği anlaşılmakta- dır. İsnâ’aşeriyye’nin imamet silsilesinde onuncu imam olarak zikredilen Ali en-Nakî ve ondan sonra gelen imam olan Hasan el-Askerî dönemlerinde yaşayan İbn Nusayr, bu dönemlerde etkin bir biçimde fikirlerinin propagandasını yapmaya başladığı görül- mektedir. İbn Nusayr, İslâm düşüncesine aykırı olarak Ali en-Nakî’nin ilâh olduğu iddiasında bulunduğu kaynaklarda belirtilmektedir. 69 Kaynaklarda İbn Nusayr’ın iddialarının bununla sınırlı kalmadığı kendisinin aynı zamanda Ali en-Nakî tarafın- dan vazifelendirilmiş bir peygamber olduğunu ileri sürerek kendisinin Peygamberli- ğini ilan ettiği önemle belirtilen hususlar arasında zikredilmektedir. 70 67 Meir M. Bar - Asher, ,“Nusayris”, Medieval Islamic Civilization: An Encyclopedia, (Publisher: Josef W. Meri), Routledge is an İmprint of Taylor & Francis Group, Volume 1, New York 2006, s. 569.; Gregory Abu`l Farac (Bar Hebraeus). Abu`l-Farac Tarihi, (çev., Ömer Rıza Doğrul), C: II., TTK Basımevi, Ankara 1999, s. 241. 68 Kummî / Nevbahtî, Şi’î Fırkalar: Kitâbu’l-Makâlât ve’l-Firaku’ş-Şî’a, (çev., Hasan Onat- Sabri Hizmetli- Sönmez Kutlu- Ramazan Şimşek), Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2004, s. 238-240, 301–302. 69 Muhammed Ahmed Hatîb, Hareketü'l-Bâtıniyye fi'l-Alemi'l-İslami, Mektebetü’l-Aksa, Amman 1984, s. 324.; Metin Bozan, “İmamiyye’nin İmamet Nazariyesi’nin Teşekkül Süreci”, AÜSBE., Yayınlanmış Doktora Tezi, Ankara 2004, s.135. 70 Ömer Faruk Abdullah, Suriye Dosyası, (çev., Hasan Basri), Akabe Yayınları, İstanbul 1985, s. 40-41. 23 İbn Nusayr’ın ortaya koyduğu görüşler ve yaptığı çalışmalar hakkında bilgiler veren müelliflerden biri de Nevbahtî’dir. Nevbahtî, İslâm inancında yer alan ve gönderilen son Peygamberin Hz. Muhammed olduğu inancına aykırı olarak İbn Nusayr’ın ken- dini peygamber olarak ilan ettiğini belirtmektedir. Kendisinin gönderilen son Pey- gamber olduğunu savunan İbn Nusayr’ın İslâm dininde yer alan bazı ibadetleri kal- dırma yetkisine sahip olduğu iddiasında bulunarak dinde yer alan bir kısım haramları helal kıldığını bir kısım helal olan hususları da haram olarak addetmekten geri dur- madığını belirtmektedir. Şiî müellifi Nevbahtî’ye göre İbn Nusayr, onuncu imam Ali en- Nakî’nin ulûhiyyetini açıklayarak kendisinin de onun tarafından gönderilen son peygamber olduğunu iddia etmiştir. 71 Şiî müelliflerinden Ebu Cafer Muhammed b. Hasan et-Tûsî’ye göre ise İbn Nusayr, İsnâ’aşeriyye’nin imamet silsilesinde yer alan on birinci imam olan Hasan el- Askerî’nin bâb’ı olduğunu ileri sürmüştür. Hasan el-Askerî’nin vefatı üzerine oğlu Muhammed el-Mehdi’nin gaybete girmesiyle beraber onun mehdiliğini tasdikleyen İbn Nusayr, kendisinin on ikinci imamın bâb’ı ve sefiri olduğunu belirtmiştir. 72 Zik- rettiği on ikinci imamın 260/874 senesinde gaybete girmesine takiben sefâret vazife- sinin Süferâ-yı Erbaa olarak belirtilen dört sefire geçtiğine inanan İmâmiyye men- supları ise kendisinin ortaya koyduğu iddiaların kabul edilemez olduğunu belirterek kendisinin yalancı sefîr olduğunu belirtmişlerdir. 73 Gerek Nevbahtî’nin gerekse Ebu Cafer Muhammed b. Hasan et-Tûsî’nin iddiaları ve verdikleri bilgiler incelendiğinde akla birtakım soruların geldiği gerçektir. Zira söy- lenen iddialarla ilgili cevaplandırılması gereken hususlar bulunmaktadır. İbn Nusayr’ın onuncu imam olan Ali en- Nakî’nin ulûhiyyetini iddia ederek kendisinin de Ali en- Nakî tarafından görevlendirilen peygamber olduğunu söylediği belirtilir. İbn Nusayr’ın on birinci imam olan Hasan el- Askerî döneminde yaşadığı göz önüne 71 Kummî / Nevbahtî, Şi’î Fırkalar: Kitâbu’l-Makâlât ve’l-Firaku’ş-Şî’a, (çev., Hasan Onat- Sabri Hizmetli- Sönmez Kutlu- Ramazan Şimşek), Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2004, s. 238-240, 301–302. 72 Ebu Cafer Muhammed b. Hasan et-Tûsî, Kitabu’l-Gaybe, (nşr.: İbâdullah et-Tahrânî - Ali Ahmet Nâsıh), Kum 1411, s. 398-399., Ayrıca bkz. Mustafa eş-Şek'a, İslam Bilâ Mezahib, Daru'l-Mısrıyye'l-Lüblaniyye, Kahire 1987, s.281. 73 Kummî / Nevbahtî, Şi’î Fırkalar: Kitâbu’l-Makâlât ve’l-Firaku’ş-Şî’a, (çev., Hasan Onat- Sabri Hizmetli- Sönmez Kutlu- Ramazan Şimşek), Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2004, s. 238-240, 301–302.; Ebu Cafer Muhammed b. Hasan et-Tûsî, Kitabu’l-Gaybe, (nşr.: İbâdullah et-Tahrânî - Ali Ahmet Nâsıh), Kum 1411, s. 353, 398-399.; Ethem Ruhi Fığlalı, Çağımızda Îtikadî İslâm Mezhepleri, Selçuk Yayınları, Ankara 1980, s.143–156. 24 anılırsa burada akıllara gelecek ilk sorunun İbn Nusayr’ın Hasan el- Askerî’yi nasıl gördüğü ve kendisini nasıl değerlendirdiği sorusudur. Ebu Cafer Muhammed b. Ha- san et-Tûsî, İbn Nusayr’ın kendisini on ikinci imamın gaybete girmesiyle kendisinin imamın bâb’ı ve sefiri olduğunu ilan ettiğini söylemektedir. Burada cevaplandırılma- sı gereken bir diğer soru ise kendisini daha önce peygamber ilan eden İbn Nusayr’ın nasıl olurda kendisinin derecesini düşürerek peygamberlikten bâb’lığa düşürdüğü- dür. İbn Nusayr’ın iddialarının toplumsal zeminde nasıl karşılandığı ve ne kadar des- tek bulduğu hususları hakkında kaynaklarda bilgilerin bulunmaması objektif bir de- ğerlendirme yapmayı sınırlandırmaktadır. İbn Nusayr hakkında çeşitli bilgiler veren bir diğer müellifte Ömer Faruk Abdul- lah’tır. Ömer Faruk Abdullah, Hasan el- Askeri’ye ait olduğunu belirtmekle beraber ismini belirtmediği kitapta Şiî imamet silsilesinde yer alan İbn Nusayr’ın zamanda ortaya koyduğu düşüncelerden dolayı dönemin önde gelen imamları tarafından red- dedildiğini vurgulamaktadır. Hem Şiî hem de Sünni kaynaklar tarafından İbn Nusayr’ın son peygamberlik hususunda İslâm düşüncesinin dışına çıkarak kendisini hem nebî hem de resul ilan ettiğini ifade ederek bundan dolayı kendisinin hem Şiî hem de Sünni otoriteler tarafından lanetlediğini ve görüşlerine uyulmaması hususun- da mezhep mensuplarının uyarıldığını önemle belirtmektedir. 74 Ömer Faruk Abdul- lah’ın iddialarının kaynağının dönemin önde gelen müelliflerinden olan Nevbahtî ve Ebu Cafer Muhammed b. Hasan et-Tûsî’den alınan bilgilere dayandırılması ve Hasan el- Askeri’ye ait olduğunu iddia ettiği kitabın ismini belirtmemesi akıllarda soru işa- reti bırakmaktadır. İbn Nusayr’ın doğumu, çocukluğu, gençliği, eğitimi hakkında İslâm mezhepleri ile ilgili kaleme alınmış ilk dönem kaynaklarından tutun da günümüze kadar kaleme alınmış mezhepler tarihi kaynakları incelendiğinde yok denecek kadar sınırlı bilginin mevcut olması İbn Nusayr’ın hayatı hakkında sağlıklı değerlendirme yapmayı engel- lemektedir. İbn Nusayr hakkında mevcut kaynaklarda yer alan bilgilerin ise daha çok İbn Nusayr’ın doğumu, çocukluğu, gençliği, eğitiminden ziyade savunduğu görüşlere ağırlıklı olarak yer verilmesi bunun göstergesidir. Bununla birlikte İbn Nusayr’ın fikirlerini yaymak için Şiâ’nın önde gelen imamlarından istifade etmeye çalıştığı ve 74 Ömer Faruk Abdullah, Suriye Dosyası, (çev., Hasan Basri), Akabe Yayınları, İstanbul 1985, s. 41. 25 kaleme aldığı eserlerle fikirlerini yaymaya gayret ettiği görülmektedir. Kaynaklarda ibn Nusayr’a nispet edilen eserler ise şunlardır: 1. Kitâbü’t-Te’vil fî müşkili’t-Tenzîl. 2. Kitâbü’l-Ekvâr ve’l-Edvâr. 3. La’na. 4. Kitâbü’l-Misâl ve’s-Sûra. 5. Mesâ’ilu Yahya b. Mu’in. 75 İbn Nusayr’ın yapmış olduğu çalışmalar ve savunduğu görüşler neticesinde hem ılımlı Şiîler tarafından hem de diğer İslâm mezhepleri mensupları tarafından yoğun bir eleştiriye tabi tutulmuş olup kendisi ve taraftarları dışlandığı görülmektedir. İbn Nusayr’ın vefat etmesiyle birlikte fırkanın önderliğine kendisinin destekçisi ve ken- disinden sonra fırkanın önderi olduğu belirtilen Fars kökenli olduğu iddia edilen Mu- hammed b. Cündeb (ö.III/IX. yy.) gelmiştir. Kaynaklar incelendiğinde Muhammed b. Cündeb’in isminin haricinde kendisinin hayatı, fikirleri ve yürüttüğü çalışmalar hak- kında sınırlı bilgilerin mevcut olduğu görülmektedir. Kendisi hakkında verilen sınırlı bilgiler incelendiğinde İbn Nusayr’ın taraftarı ve destekçisi olduğunun dışında her- hangi bir bilginin bulunmadığı görülür. Muhammed b. Cündeb’in vefatıyla birlikte fırkanın liderliğine Fars kökenli Ebû Muhammed Abdullah b. Muhammed el- Cunbulânî el-Cennân (ö. 287/900) gelmiştir. 76 Nusayrîlik açısından Muhammed el-Cunbulânî el-Cennân’ın önemi sadece fırkaya belli bir süre liderlik etmekle sınırlı olmayıp, Nusayrîliğe İran kökenli olması hase- biyle yine İran kökenli olduğu düşünülen nevruz, mihricân vb. bayram ve uygulama- ların fırka mensuplarınca benimsenip uygulanmasını sağlamasından gelmektedir. Fırka önderlerinin Fars kökenli olması hasebiyle bu dönemde Fars kültürüne ait un- sur ve görüşlerin fırkaya yoğun bir şekilde tesiri görülmeye başlanmıştır. Akabinde yine kendisi de Fars kökenli olan Muhammed el-Cunbulâni el-Cennân bu fikirler çerçevesinde kurmuş olduğu tarikat vesilesiyle çalışmalarına devam etmiştir. Fırkaya 75 Louis Massignon, “Esquisse d’une bibliographie Nusayrîe”, Opera Minora, (Editör: Youakim Moubarac), Presses Universitaires de France, Paris 1969, s. 641-649. 76 S. Muhammed Ali el- Fil, Nusayrîyye, C: I, Dâru’l-Menar, Kahire 1990, s. 24.; Stefan Winter, History of the Alawis : From Medieval Aleppo to the Turkish Republic, Princeton University Press Princeton And Oxford, New Jersey 2016, s. 11-38. 26 tasavvufi bir hüviyet kazandırdıktan sonra Muhammed el-Cunbulâni el-Cennân, gö- rüşlerini yaymak için çeşitli faaliyetler de bulunmuş ve bunun için farklı bölgelere seyahatler düzenlenmiştir. 77 Muhammed el-Cunbulâni el-Cennân’ın yürüttüğü yoğun çalışmaların en önemli meyvesi şüphesiz bu seferler sırasında vücut bulmuştur. Zira kendisinin gerçekleştir- diği Mısır seyahati sonucunda fırkanın ikinci kurucusu olarak görülen ve fırkanın Kur’an-ı Kerim’den sonra ikinci kutsal kitabı olarak kabul edilen Kitâbü’l- Mecmû‘’nun yazarı Hamdân el-Hâsibî’ye fırkanın görüşlerini aktarmış ve kendisinin fırkaya girmesine vesile olmuştur. Fırka mensupları Muhammed el-Cunbulâni el- Cennân’ın ölümüyle beraber fırka yeni lider arayışına başlamışlardır. Arayışlar çok geçmeden nihayete ermiş ve fırka mensupları hocalarının sadık öğrencisi olan Hamdân el-Hâsibî’nin ismi etrafında görüş birliğine varmışlardır. Böylece Hamdân el-Hâsibî hocasının ölümünden sonra fırkanın yeni lideri olmuştur. 78 Fırkanın liderliğine geçmesiyle beraber Hamdân el-Hâsibî fırka görüşlerinin yaymak için faaliyetlerde bulunmaya başlamıştır. Hamdân el-Hâsibî tarafından yoğun bir şekilde yürütülen faaliyetler müspet sonuçlanmış ve fırkanın görüşleri bölge sınırla- rının dışına çıkarak birçok kişi tarafından tanınmaya, benimsenmeye başlanılmıştır. Kısa süre içerisinde hatırı sayılır bir taraftar kitlesi tarafından benimsenen düşünceler sayesinde fırka kısa sürede çok sayıda yeni mensup kazanmıştır. Hamdân el- Hâsibî’nin faaliyetlerini yürüttüğü bölgeleri incelediğimiz zaman kendisinin Kehr yakınlarından başlayıp Bağdat’ın güneyine kadar uzanan bölgelerde faaliyetlerini yoğunlaştırdığı görülmüştür. Hamdân el-Hâsibî her ne kadar faaliyetlerini yoğun olarak Bağdat’ta yürütmüş olsa da zamanla bu faaliyetlerini daha da yoğunlaştırarak farklı bölgelerde etkin olmaya çalışmış ve Bağdat merkezli olarak yürüttüğü faaliyet- lerini daha sonra vefat edeceği (346-358/957-969) yer olacak olan Suriye’nin Halep kentine doğru kaydırdığı görülmektedir. 79 77 Mustafa eş-Şek'a, İslam Bilâ Mezahib, Daru'l-Mısrıyye'l-Lüblaniyye, Kahire 1987, s.281.; Ferhad Daftary, Şii İslam Tarihi, (çev., Ahmet Fethi), Alfa Yayınları, İstanbul 2016, s. 229-230. 78 S. Muhammed Ali el- Fil, Nusayrîyye, C: I, Dâru’l-Menar, Kahire 1990, s. 25-26.; Mustafa eş-Şek'a, İslam Bilâ Mezahib, Daru'l-Mısrıyye'l-Lüblaniyye, Kahire 1987, s.281-282. 79 Louis Massignon, “Nusayrîler”, MEBİA, C: IX, MEB., Yayınları, İstanbul 1964, s. 365–370. 27 Hamdân el-Hâsibî döneminde teşekkülünü neticelendiren fırka Irak ve Suriye’de büyük kitleler tarafından benimsenmemekle birlikte bazı küçük topluluklar tarafın- dan kabul görmüştür. Nusayrî tarihi ve teolojisinde kilit rol oynayan fırkanın ikinci kurucusu olarak kabul edilen Hamdân el-Hâsibî vefatından önce fırkanın yönetimi için Halep ve Bağdat olmak üzere iki yönetim merkezi belirlemiştir. Halep’te bulu- nun merkezin yönetiminden sadık öğrencisi Muhammed b. Ali el-Cillî’yi görevlendi- rirken diğer yandan da fırkanın buradaki faaliyetlerini direktifleri doğrultusunda ida- re ettirmeye devam ettirmiştir. Bağdat’ta bulunana merkezin yönetiminden de bir diğer öğrencisi olan Seyyid Ali el-Cisrî’yi sorumlu tutan Hamdân el-Hâsibî, fırka çalışmalarının kendisinin verdiği direktifler doğrultusunda gerçekleştirilmesine özen göstermiştir. 80 Hamdân el-Hâsibî’nin vefat etmesinin ardından hareketin faaliyetlerinin bir süre sek- teye uğradığı görülmektedir. Bu dönemde Hülagu’nun Nusayrîliğin Bağdat’taki yö- netim merkezini yok etmesiyle beraber Halep fırkanın ayakta kalan tek merkezi ko- numuna gelmiştir. Bağdat’taki merkezin yok edilmesiyle beraber bu merkezin yöne- timine onun aynı zamanda halifesi olan Muhammed b. Ali el-Cillî tarafından üstlen- miş ve kendisi bu merkezin lideri olarak fırka mensuplarınca kabul edilmiştir. Hare- ketin Bağdat’taki lideri olan Muhammed b. Ali el-Cillî hakkında sınırlı bilgilerin olması bu dönemde Nusayrî hareketinin tarihi seyrini ve dinsel öğretileri hakkında bilgi edinmeyi zorlaştırmaktadır. Kendisinin yaşamı hakkındaki bilgiler incelendi- ğinde isminin İskenderun civarındaki Cilliyâ’dan olduğu için kendisinin buraya nis- petle Cillî olarak anıldığı yönündedir. 81 Muhammed b. Ali el-Cillî’nin hayatı incelendiğinde kendisinin Bizans’ın Kilikya’ya yaptığı saldırı sırasında vefat etmemiş olduğu ve henüz hayatta olduğu görülmekte- dir. Bizans tarafından esir alınan ve bir müddet Bizans hapishanelerinde bu esaret hayatı devam eden Muhammed b. Ali el-Cillî’nin, esir olarak satılmasından sonraki hayatı hakkındaki bilgiler net olmamakla beraber kendisinin 384/994 tarihinde Ha- 80 Yaron Friedman, The Nusayri-Alawis, An İntroduction to The Religion, History and İdentity of The Leading Minority in Syria, Koninklijke Brill NV, Leiden-Boston, 2010, s. 6-17. 81 Louis Massignon, “Nusayrîler”, MEBİA, C: IX, MEB., Yayınları, İstanbul 1964, s. 365–370. 28 lep’te vefat ettiği sanılmaktadır. 82 Muhammed b. Ali Cillî’nin vefat etmesiyle birlikte fırkanın liderliğine Ebû Saîd el-Meymûn Sürur b. Kâsım et-Taberânî geçmiştir. Ebû Saîd el-Meymûn Sürur b. Kâsım et-Taberânî’nin vefatından sonra fırkanın tamamına önderlik edecek ve davayı savunacak karizmada bir liderin gelmediği görülmektedir. Bu dönemde fırkaya aralarında Ebû-l-Halef Muhammed b. Hasan Müntecebüddîn el- Ânî (ö.595/1198), Ebû’l-Feth Muhammed b. ‘İsmetü’d-Devle et- Tevbânî(ö.700/1300), Ahmed b. Câbir el-Gassânî(ö.803/1400), ve Hasan b. el- ‘Acrud el-‘Aynî’nin(ö.836/1432)’de bulunduğu bir grubun fırkaya önderlik ettiği ve onlar tarafından fırka mensuplarının yönlendirildiği görülmektedir. 83 Nusayrîlerin tarihi incelendiğinde birçok sefer tarih sahnesine çıkmalarına rağmen istikrarlı bir siyasi gücü elinde bulunduramadıkları anlaşılmaktadır. Bununla birlikte farklı dönemlerde de olsa farklı otoriter güçler tarafından korunup himaye edildikleri görülmektedir. Nusayrîleri kendilerine yakın olarak görüp koruyan siyasi otoriteler incelendiğinde aralarında Muhrizoğulları, Ahmeroğulları, Hammudoğulları, Tenûhîler, Aridoğulları, Hamdanoğulları, Büveyhoğulları ve Fâtımîler gibi dönemin bölgesel olarak önemli otoriteleri olarak görülen siyasi güç odaklarının bulunması varlıklarını uzun süre devam ettirmelerinde önemli rol oynamıştır. 84 Selçuklular döneminde gerçekleşen Malazgirt savaşı (463/1071) ile beraber Antakya bölgesi Nusayrîlerin hâkimiyeti altına girmiştir. Belirli bir süre Antakya bölgesi Nu- sayrîlerin hâkimiyeti altında kalsa da bu hâkimiyet çok uzun sürmemiştir. Zira Haçlı seferlerinin bu dönemde gerçekleşmesiyle beraber Haçlı birlikleri arasında bulunan Fransız kuvvetleri bölgeyi kısa sürede hâkimiyetleri altına alarak Nusayrîlerin burada olan hâkimiyetine son vermişlerdir (492/1098). 85 Bu dönemde Nusayrîler Fransızla- rın hâkimiyeti altında varlıklarına devam etmişlerdir. Yapılan Haçlı seferine karşılık Selâhaddin Eyyubî’nin kısa sürede başarı sağlayarak işgale uğrayan ve yağmalanan bölgeler arasında bulunan Mısır, Bağdat ve Suriye bölgesini tekrar hâkimiyeti altına 82 Muhammed Emin Galib et-Tavil, Arap Alevilerinin Tarihi Nusayriler, (çev., İsmail Özdemir), Çivi Yazıları, İstanbul 2000, s. 155. 83 Louis Massignon, “Nusayrîler”, MEBİA, C: IX, MEB., Yayınları, İstanbul 1964, s. 365–370. 84 Mazlum Uyar v.d., İslâm Mezhepleri Tarihi, (ed., Hasan Onat-Sönmez Kutlu ), Grafiker Yayınları, Ankara 2012, s.305. 85 Muhammed Emin Galib et-Tavil, Arap Alevilerinin Tarihi Nusayriler, (çev., İsmail Özdemir), Çivi Yazıları, İstanbul 2000, s. 213-218.; Hasan Gümüşoğlu, Temel İnanç Sistemleri İslâm Mezhepleri Tarihi, Kayıhan Yayınları, İstanbul 2008, s. 224–229. 29 almasıyla beraber(584/1188) burada bulunan Nusayrîleri de kendi otoritesi altına almasını sağlamıştır. Nusayrîlerin Eyyubî hâkimiyeti altında geçirdikleri dönem çok uzun ömürlü olmamıştır. Zira Selâhaddin Eyyubî’nin vefatıyla birlikte bölge başta haçlılar olmak üzere Alamut Nizâri İsmâîleri ve Kürtler tarafından sürekli olarak taciz edilmeye başlanılmıştır. 86 Nusayrîler, yaşadıkları durumdan çıkış yolu aramaya başlamışlar ve çözüm olarak Sincar dağlarında kendilerine yer edinmiş olan ve liderliğini Emîr Mekzûn es- Sincârî’nin yaptığı bedevi aşiretlerden yardım istemekte bulmuşlardır. Nusayrî tari- hinde önemli dönüm noktalarından biri Emir Mekzûn es-Sincârî’nin(583/638) yar- dımı sayesinde atlatılmıştır. Emîr el-Mekzûn es-Sincârî bu yardım çağrısına müspet cevap vermiş ve kendisinin yönetimindeki bedevi aşiretlerle beraber kısa zamanda Nusayrîlerin yardımına gelmiştir. Kendisi yaptığı çalışmalar ve Kürtlere karşı ger- çekleştirdiği muharebeler sayesinde Lazkiye dağlarına çekilmek zorunda kalan ve tarih sahnesinden silinmenin eşiğine gelen Nusayrîlerin yeniden toparlanıp güç kaza- narak varlıklarına devam ettirebilmişlerdir. 87 Emîr Mekzûn es-Sincârî, zaman zaman buradaki güçlere karşı bazı zayiatlar verse de kısa bir zaman içerisinde bölgede hâkimiyeti sağlamıştır. Bölgeyi Kürtlerden arındır- dıktan sonra İsmâîlîlerin bölgedeki gücünü zayıflatan Emir Mekzûn es-Sincârî aynı zamanda dini olarak çekişme içerisine bulundukları İshâk el- Ahmer’in dini görüşle- rinin yer aldığı tüm kitapları toplayıp imha ettiği kaynaklarda belirtilen başka bir husus olmuştur. Emir Mekzûn es-Sincârî bölgede yeniden Alevi hâkimiyetini sağla- makla kalmamış aynı zamanda Nusayrîliğin inanç akidesinin toplumun elit olmayan avam olarak nitelendirilen halk tabakasının anlayacağı şekilde sadeleştirerek ve açık- layarak önemli bir hizmette bulunmuştur. Kendisinin kısa süre zarfında yapmış oldu- ğu çalışmalar ve kaleme almış olduğu edebi eserlerle halkın teveccühüne nail olmuş- tur. 88 86 Muhammed Emin Galib et-Tavil, Arap Alevilerinin Tarihi Nusayriler, (çev., İsmail Özdemir), Çivi Yazıları, İstanbul 2000, s. 218-225. 87 Stefan Winter, History of the Alawis : From Medieval Aleppo to the Turkish Republic, Princeton University Press Princeton And Oxford, New Jersey 2016, s. 11-38.; Ethem Ruhi Fığlalı, Çağımızda Îtikadî İslâm Mezhepleri, Selçuk Yayınları, Ankara 1980, s. 143–156. 88 Yaron Friedman, The Nusayri-Alawis, An İntroduction to The Religion, History and İdentity of The Leading Minority in Syria, Koninklijke Brill NV, Leiden-Boston, 2010, s. 51-56. 30 Emir Mekzûn es-Sincârî’nin gerek yaptığı ibadetlerde gözlenen içtenliğiyle gerekse halka göstermiş olduğu samimiyet ve alakadan dolayı kısa süre zarfında halkın sev- diği ve benimsediği bir önder konumuna gelmiştir. Kendisi bir yandan Nusayrî inan- cının herkes tarafından bilinmeyen inceliklerini çeşitli sembollerle ve şifrelerle yüklü şiir ve divanlar yazarak halkın anlamasını kolaylaştırmış diğer yandan da Nusayrî akidesini seçkinlerin sadece anladığı dilden herkesin anlayacağı dile dönüşümünü sağlayarak Nusayrî inancında köklü bir devrim gerçekleştirmiştir. Emir Mekzûn es- Sincârî’den sonra gelen Nusayrî şeyhlerinin de aynı yolu takip etmesiyle beraber Nusayrî edebiyatında simge, remiz ve şifrelerle bezenmiş şiirlerin hat safhaya çıktığı görülmektedir. 89 Nusayrî tarihinde önemli rol oynayan Emîr Mekzûn es-Sincârî 638/1240 tarihinde vefat etmiştir. Kendisi için Şam civarında Kefersûse bölgesinde hazırlanan yere def- nedilmiştir. Bugün kendisinin kabri sadece Nusayrîler tarafından ziyaret edilmemek- te olup aynı zaman da Sünni inancını benimseyenler tarafından da ziyaret edilen müşterek mekânlar arasında bulunmaktadır. 90 Memlükler döneminde Sultan Baybaras(1260/1277) tarafından bölgenin fethedilme- siyle beraber Nusayrîler, Memlükler hâkimiyetinde varlıklarını devam ettirmişlerdir. Bununla birlikte Sultan Baybars’ın Nusayrîlerin Sünniliği benimsemeleri için yoğun bir propagandaya tabi tuttuğu ve psikolojik olarak baskı uyguladığına dair kaynak- larda birtakım bilgilerin mevcut olduğu görülmektedir. Uygulanan baskının sadece psikolojik olarak kalmadığı Sultan Kalavun (1277/1290) döneminde insanların Nu- sayrîliğe girişinin yasaklandığı ve Nusayrîlerin ikamet ettiği yerlerde cami yaptırıl- mak suretiyle bu baskının fiili eyleme dönüştüğüne dair bilgiler yine kaynaklarda zikredilmektedir. Dönemin lideri olan Sultan Kalavun’un yaptırılan bu caminin ihti- yaçlarını, bakımını ve hizmetinden o yerleşim biriminde ikamet eden Nusayrîleri sorumlu tutması buna delil olarak gösterilmektedir. 91 89 Muhammed Emin Galib et-Tavil, Arap Alevilerinin Tarihi Nusayriler, (çev., İsmail Özdemir), Çivi Yazıları, İstanbul 2000, s. 225-230. 90 Stefan Winter, History of the Alawis : From Medieval Aleppo to the Turkish Republic, Princeton University Press Princeton And Oxford, New Jersey 2016, s. 11-38 91 René Dussaud, Histoire et Religions des Nosairis, Paris 1900, s. 17-95; http://www.worldcat.org/title/histoire- et-religion-des-nosairis/oclc/5023529/viewport 26/07/2016.; Marianne Arinberg-Laanatza, “Türkiye Alevileri- Suriye Alevîleri: Benzerlikler veFarklılıklar”, Alevi Kimliği, (Editörler: T. Olsson, E. Özdalga, C. Raudvere),(çev., Bilge Kurt Torun, Hayati Torun), TETTV., İstanbul 1999, s.198. http://www.worldcat.org/title/histoire-et-religion-des-nosairis/oclc/5023529/viewport http://www.worldcat.org/title/histoire-et-religion-des-nosairis/oclc/5023529/viewport 31 Sultan Kalavun’un Nusayrîlere uygulanan siyasi politikayı dini zeminde meşrulaş- tırma yoluna gittiği ve dönemin önde gelen din âlimlerinden olan İbn Teymiye’den (ö. 728/1328) Nusayrî inancını benimseyenlere yönelik olarak fetva istediği yine kaynaklarda belirtilen bir başka husustur. İbn Teymiye’nin verdiği fetvalar sayesinde bu fetvalardan destek alan dönemin Memluk liderlerinin Nusayrîlere yönelik olarak yürüttüğü politikayı zamanla daha da sertleştirdiği zikredilmektedir. Bu dönemde Nusayrîlere yönelik olarak sistematik ve devamlı olarak yapılan propaganda ile Nu- sayrî hareketini itibarsızlaştırarak onları kolayca doğru yoldan sapmış mülhitler ola- rak gösterilmek suretiyle halk tarafından düşüncelerinin benimsenmesinin önüne geçilmeye çalışıldığı belirtilmektedir. 92 Yavuz Sultan Selim döneminde (1470/1520) gerçekleştirilen Mısır seferi ile beraber Nusayrîlerin tarihinde yeni bir dönem başlamıştır. Osmanlı Devletinim Memluk Devleti ile yapılan Mercidâbık savaşında (922/1516) Memluk Devletinin yenilgiye uğratılmasıyla beraber Suriye, Lübnan ve Filistin Osmanlı Devletinin egemenliği altına alınmıştır. Böylece Suriye’nin Osmanlı egemenliğine girmesiyle Nusayrîler varlıklarını Halep merkezine bağlı olarak mahalli şeyhlerin kontrolünde özerk bir halde devam ettire bilmişlerdir. 93 Osmanlı hâkimiyeti boyunca çeşitli dönemlerde Nusayrîlerin isyan hareketinde bulunduğu, başlatılan İsyan hareketlerinin Osmanlı Devleti’nin göndermiş olduğu askeri birliklerle bastırıldığı görülmektedir. Bununla birlikte bazı kaynaklarda Yavuz Sultan Selim tarafından Nusayrîlere yönelik olarak büyük bir baskı veya tahakküm gösterildiği iddia edilmektedir. 94 Tarihi süreç incelendiğinde Nusayrîlerin iddia ettikleri gibi Yavuz Sultan Selim dö- neminde kendilerine mahsus böyle bir politikanın yürütülmediği ve kendilerine has bir baskıya maruz bırakılmadıkları görülür. Yavuz Sultan Selim döneminde yapılan birtakım uygulamaların Osmanlı Devleti’nin XVII. yüzyıldan itibaren geçirdiği çal- 92 Ömer Uluçay, Nusayrilik İnanç Esasları / Tenâsüh, Gözde Yayınları, Adana 2011, s. 16. 93 Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, C:I, İstanbul 2009, s. 140-143.; Ali Sinan Bilgili, “Osmanlı Arşiv Belgelerinde Adana, Tarsus ve Mersin Bölgesi Nusayrileri (19-20.yy.)”, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, Sa: 54, Ankara 2010, s. 49-78. 94 Muhammed Emin Galib et-Tavil, Arap Alevilerinin Tarihi Nusayriler, (çev., İsmail Özdemir), Çivi Yazıları, İstanbul 2000, s. 227-275.; Ahmet Turan, “Les Nusayris de Turquie dans la Region de Hatay”, Yayınlanmamış doktora tezi, Sorbonne Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Paris 1973, s. 46.; Mahmut Reyhani, Gölgesiz Işıklar II, Tarihte Alevîler, Can Yayınları, İstanbul 1997, s. 64-78.; Mehmet Karasu, Nusayrilik ve Çokkültürlülük, Karahan Kitabevi, Adana 2012, s. 146. 32 kantılı dönemden kaynaklandığı ve bu dönemde otoriteye karşı gelen bir takım un- surların hareketlerine binaen Osmanlı Devleti’nin tedbir amaçlı almış olduğu önlem- lerden kaynaklandığı görülür. Nusayrîlere özellikle bir baskı politikası yürütülme- mekle birlikte Nusayrîlerin Osmanlı Devleti’nin almış olduğu bu önlemlerden etki- lenmiş olmaları ise olağan görülmektedir. 95 Mısır ordusunun seçkin kumandanlarından biri olan Kavalalı İbrahim Paşa’nın, 1832’de Osmanlı Devleti’ne karşı isyan bayrağı açarak ayaklanması neticesinde Su- riye’yi kontrol altına almıştır. Kavalalı İbrahim Paşa’nın Suriye’de hâkimiyeti sağ- lamasıyla beraber Nusayrî tarihi açısından yeni bir zorluk evresi başlamıştır. Zira bu dönemde askerliğin zorunlu hale getirilmesi ve devlet tarafından konulan ağır vergi- ler karşısında Nusayrîler tepki göstermiş ve Kavalalı İbrahim Paşa’ya karşı çıkmış- lardır. Bu dönemde Suriye’deki dini hareketler içerisinde Kavalalı İbrahim Paşa’nın uygulamalarına tepki gösteren tek hareketin Nusayrîler olmadığı bölgede varlıklarını devam ettiren başta Dürzi hareketinin mensupları gibi diğer unsurlarında tepki göste- rerek karşı koyduklarını belirtmek gerekir. 96 Tarihi süreçte Osmanlı Devletinde Nusayrîlere yönelik olarak Sünnileştirme siyase- tinin Yavuz Sultan Selim Döneminden ziyade II. Abdülhamid döneminde yoğunlaştı- rıldığı görülmektedir. Bu dönemde II. Abdülhamid tarafından toplumsal birlik ve beraberliği korumak gayesi ve maksadıyla Sünnileştirme siyaseti izlendiği görülür. Nusayrîler’in Osmanlı Devletinin Sünnileştirme politikası karşısındaki tutumu ise XIII./XIX. yüzyılda Fransa’dan destek alma girişimleriyle sonuçlanmıştır. Bu dö- nemde Nusayrîler, azınlıkların yararlandığı bir takım ayrıcalıklardan faydalanmak istediklerini Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid’e iletmişlerdir. 97 Sultan II. Abdülhamid Nusayrîlerin yapmış olduğu bu başvuruyu ince bir siyaset hamlesiyle bertaraf etmeye muvaffak olmuştur. Sultanı II. Abdülhamid kendisine böyle bir taleple gelen Nusayrî önderlerine mensup oldukları dini inancı sormuş ve kendilerinin sorulan bu soruya “Müslümanız” diyerek cevap vermeleri üzerine Sulta- 95 Ethem Ruhi Fığlalı, Çağımızda Îtikadî İslâm Mezhepleri, Selçuk Yayınları, Ankara 1980, s. 143–156. 96 Matti Moosa, Extremist Shiites: The Ghulat Sects. Syracuse University Press., New York 1988, s. 275–280.; Ahmet Bağlıoğlu, İnanç Esasları Açısından Dürzilik. Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2004, s. 20. 97 Mustafa Öz, v.d.,“Nusayriyye”, Tarihî ve Kültürel Boyutlarıyla Türkiye’de Alevîler Bektaşîler Nusayrî- ler, haz. İSAV/ Ensar Neş., İstanbul 2004, s. 181-192. 33 nı II. Abdülhamid Nusayrî önderlerin talebini reddetmiştir. 98 Sultanı II. Abdülhamid kendilerinin Müslüman olduklarını belirtmelerinden dolayı Nusayrîlerin azınlıkların yararlandığı bir takım ayrıcalıklardan faydalanamayacaklarını kendilerine belirterek kendilerinden gayrimüslimlerin vermekle yükümlü oldukları cizye vergisi alınmaya- cağını beyan etmiştir. Sultan II. Abdülhamid’in yürüttüğü Sünnileştirme politikası çerçevesinde Nusayrîle- rin ikamet ettikleri yerlere camiler inşa ettirdiği görülmektedir. 99 Nusayrîler Sultan II. Abdülhamid’in yapmış olduğu bu siyasi manevra karşısında menfi bir tutum ser- gilemişlerdir. Nusayrîler, yaptırılan bu camilerde dini ibadetlerini ifâ etmek yerine camilerin kapısını açmaksızın sadece minarelerde günde beş vakit ezan okunmakla yetinerek tepki göstermişlerdir. 100 Sultan II. Abdülhamid, Nusayrîlerin yaşadıkları yerlere cami yaptırmanın yanı sıra aynı zamanda “tashih-i i’tikad”da bulunan Nusayrî köylerinde okullar açtırarak bura- da yaşayanlara Ehl-i Sünnet’in düşüncesine göre kaleme alınan eserlerin okutulması- nı talep etmiştir. Sultan II. Abdülhamid’in Nusayrîlere yönelik çalışmaları bununla sınırlı kalmamış nüfus kayıtlarına kendilerinin “Hüdayî” adıyla yazılmasını buyur- muştur. Kânûn-i Esâsî’nin 1908’de ilan edilmesiyle beraber Nusayrîler ilgili mercile- re başvurarak nüfus kayıtlarına “Hüdayî” yerine “Haydari” olarak yazılmaları yö- nünde talepte bulunmuşlardır. 101 Bu dönemde Nusayrîlere diğer dönemlerde olmayan bir uygulama yapıldığı görülmektedir. Ama bu uygulama Nusayrîlere has olmayıp diğer Şiî ve Bâtınî gruplara da uygulandığı görülmektedir. Bu gruplar tarihte ilk kez olarak Müslüman topluluğunun bir parçası olarak kabul edilerek mecburi askerlik göreviyle sorumlu tutulmuşlardır. 102 I. Dünya savaşının başlamasıyla beraber savaştan önce imzalanan birtakım gizli ant- laşmalar yürürlüğe konmuş ve Suriye, Lübnan, Filistin ve Irak başta olmak üzere 98 Matti Moosa, Extremist Shiites: The Ghulat Sects. Syracuse University Press., New York 1988, s. 267–279.; Hasan Gümüşoğlu, Temel İnanç Sistemleri İslâm Mezhepleri Tarihi, Kayıhan Yayınları, İstanbul 2008, s. 224–229. 99 Ethem Ruhi Fığlalı, Çağımızda Îtikadî İslâm Mezhepleri, Selçuk Yayınları, Ankara 1980, s. 143–156. 100 Uğur Akbulut, “Osmanlı Arşiv Belgelerinde Lazkiye Nusayrileri( 19. Yüzyıl)”, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, Sa: 54, Ankara 2010, s. 111-125. 101 İlber Ortaylı, v.d., “Alevîlik, Nusayrîlik ve Bâb-ı Âlî”, Tarihî ve Kültürel Boyutlarıyla Türkiye’de Alevîler Bektaşîler Nusayrîler, haz. İSAV/ Ensar Neş., İstanbul 2004, s. 35-46. 102 Ethem Ruhi Fığlalı, Çağımızda Îtikadî İslâm Mezhepleri, Selçuk Yayınları, Ankara 1980, s. 143–156. 34 Ortadoğu